Ana Sayfa Blog Sayfa 47

Dikkat! Bakteriyel vajinal akıntı, kısırlığa yol açabilir

0

Kadınlarda vajinal akıntıya yol açan Klamidya (Chlamidya) adlı bakterilere dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Naziye Gürkan, “Klamidyalar vajinada bol akıntıya neden olur. Ayrıca tüplerde tıkanma yaratarak ilerleyen yıllarda kısırlık sebebi olabilir. Chlamidya, gonore, trichomonas, sifilis, HIV, genital Herpes cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasındadır. Bu nedenle partnerle birlikte tedavi edilmelidir” dedi.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Naziye Gürkan, vajinal akıntı hakkında bilgilendirmelerde bulundu.

Vajinal akıntının normal olduğunu, çünkü vajinanın doğal olarak ıslak olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Naziye Gürkan, “Enfeksiyonları önlemek için de hafifçe asidik bir yapıdadır. Fizyolojik vajinal akıntı şeffaf kokusuz ve kadını rahatsız etmeyecek boyuttadır ve kaynağı rahim ağzı ve vajina girişindeki bezlerle birlikte vajen epitel döküntüleridir” diye konuştu.

“Enfeksiyon varsa kötü koku olur”

Vajina duvarından dökülen hücrelerin katılımıyla vajinada ıslaklığın sağlandığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Gürkan, “Vajinal ıslaklık, sağlıklı cinsellik için gerekli bir durumdur. Akıntı, enfeksiyona bağlı bir durumsa renkli, kötü kokuludur. Pürülan, sarı, yeşil bol miktardaki akıntılar enfeksiyon akıntılarıdır ve tedavi gerektirir. Kaşıntı, yanma, sızı, şişlik ve ağrıya sebep olabilir” ifadelerini kullandı.

Vajinal akıntının renginin fizyolojik ya da patolojik olmasına göre değişeceğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Naziye Gürkan, “Vajinanın asit seviyesi, hormonal değişiklikler, doğum kontrol hapları, cinsel uyarılma şeffaf akıntıya neden olur. Bu akıntı ile birlikte herhangi bir vajinal şikayet olmaz ve miktarı pedi dolduracak kadar değildir. Patolojik akıntılar koyu sarı, gri, yeşil, kesif beyaz, kahverengi veya kırmızı kanla karışık olabilir” şeklinde konuştu.

Vajinal akıntı türleri

Vajinal akıntı türlerini sıralayan Dr. Öğr. Üyesi Gürkan;

“Doğurganlık akıntısı: Reglinizden iki hafta önce olur ve çiğ yumurta beyazı gibi görünür. Islak ve kaygandır, kokmaz veya kaşınmaz.

Kahverengi mukus: Bu, genelde reglinin başlamasına veya bitmesine işaret eder. Sadece bir günden uzun süredir vajinada beklediğinden rengi değişmiştir.

Kalın, beyaz ve kalıp halinde akıntı: Bu genelde vajinal maya mantarı, diğer adıyla ‘kandidiaz’ enfeksiyonudur. Oldukça yaygındır, flora sistemindeki bakteri dengesizliğinden kaynaklanır. Diyabet, kemoterapi ve antibiyotik kullanımı sonucu oluşabilir.

Kaşındırıcı akıntı: Genelde mantar enfeksiyonuna işaret eder. Beyaz süt kesiği gibidir, sıklıkla vajinada yanma, sızı ile birliktedir.

Balık kokulu akıntı: Bu genelde bakteriyel vajinit denen bir enfeksiyona işaret eder.

Kötü kokulu, köpüklü, yeşil/sarı/beyaz akıntı: Genelde cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyon ajanı olan Trichomonas belirtisidir. Yine bol mukuslu sarı renkli akıntılarda Gonore (bel soğukluğu) olabilir. Bu tür akıntıların kontrol ve tedavi edilmesi önemlidir” dedi.

“Kısırlık sebebi olabilir”

Vajinal akıntıya yol açan başka bir etkenin ise Chlamidyalar olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Gürkan, “Bol akıntıya neden olur. Ayrıca tüplerde tıkanma yaratarak ilerleyen yıllarda kısırlık sebebi olabilir. Chlamidya, gonore, trichomonas,sifilis, HIV, genital Herpes cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasındadır. Bu nedenle partnerle birlikte tedavi edilmelidir. Vajinada tampon veya yabancı cisim unutulması durumunda da sarı renkli, kanlı, kötü kokulu akıntı olabilir” ifadelerine yer verdi.

“Rahim ağzı yaraları da akıntı nedeni olabilir”

Rahim ağzı yaralarında başlangıçta mukuslu olan akıntının, oluşan iltihabi duruma bağlı renk değiştirebileceğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Gürkan, “Daha sonra içeriğinde ince kanamalar olabileceği gibi kanlı akıntı şekline de dönüşebilir. İlişki sonrası kanama ile birlikte olabilir. Rahim ağzı yarasına bağlı akıntılar ilaç tedavisiyle geçmez. Sadece yaranın dondurulması veya yakılması işlemiyle tedavi sonucunda düzelir” dedi.

“İlk regl öncesinde sarıya çalan beyaz renkte akıntı olabilir”

Bir genç kız henüz ilk reglini olmamışsa vajinal akıntının, regl olmak üzere olduğu anlamına gelebileceğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Gürkan, “Henüz regl olmamış kızlarda yapışkan, sarıya çalan beyaz vajinal akıntı son derece normaldir. Vücudun ergenlik çağında değişmeye başlamasıyla bu akıntılar da başlar. Endişelenmeye gerek yoktur” şeklinde konuştu.

Vajinal akıntı tedavisi

Akıntı tedavisine başlamadan önce detaylı jinekolojik muayene, ultrason ve vajinal kültür analiziyle akıntının sebebinin tespit edildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Gürkan, şu bilgileri paylaştı:

“Test sonucuna göre doktor hangi ilacı vereceğine ve antibiyotik gerekip gerekmediğine karar verir. Tedavi planlanırken akıntı nedenine göre partnere de tedavi verilebilir. Ayrıca vajinal tabletler ve kremler, ağızdan alınan ilaçlara eklenebilir. Tedaviden sonra kontrol analizleriyle hastalığın tam geçip geçmediği takip edilir. Günümüzde uygulanan vajinal ACP, PRP ve lazer uygulamaları tedaviye yanıt alınamayan ve tekrarlayan vajinal enfeksiyonlarda alternatif tedavi seçenekleridir.”

Yakın Doğu’da Orta Doğu’daki son gelişmeler değerlendirildi

0

KKTC- Türkiye’nin son Şam Büyükelçisi Ömer Önhon, Yakın Doğu Üniversitesi’nde verdiği konferansta Orta Doğu’daki son gelişmeleri değerlendirdi. 2012 yılında Türkiye ve Suriye arasındaki diplomatik ilişkilerin kesilmesinden önce Türkiye’nin Şam Büyükelçisi olarak görev yapan ve Suriye’de iç savaşa giden yolun en önemli tanıklarından biri olan Ömer Önhon, Yakın Doğu Üniversitesi İrfan Günsel Kongre Merkezi’nde konferans verdi.

Kariyerinin önemli bir bölümünü Şam ve Ankara’da Suriye konusuna odaklanarak geçiren Emekli Türk Büyükelçi Ömer Önhon, bu deneyimlerini paylaştığı “Büyükelçinin Gözünden Suriye” adlı kitabını ise konferans sonunda katılımcılar için imzaladı.

Moderatörlüğünü Yakın Doğu Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Mustafa Çıraklı’nın yaptığı ve ücretsiz olarak halka açık gerçekleştirilen konferansa, akademisyenler ve öğrenciler yoğun ilgi gösterdi. Emekli Büyükelçi Ömer Önhon verdiği konferansta; Suriye’nin yanı sıra Orta Doğu’daki son gelişmeleri de tüm detaylarıyla değerlendirdi. Emekli Büyükelçi  Önhon, Ankara ile Şam arasındaki ilişkileri, Müslüman Kardeşler’in gerginlikteki rolünü, kritik Esad-Davutoğlu görüşmesini, Suriye’deki Kürtlerin durumunu ve olayların bu noktaya nasıl geldiğini ele aldı.

Dinleyiciler arasında yer alan Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, etkinliğin ardından Emekli Büyükelçi Ömer Önhon’a teşekkür plaketi takdim etti.

Suriye’de çözüme, ancak bölgede etkili olan uluslararası güçlerin desteği ile ulaşılabilir

Suriye’de 2011’de başlayan ve günümüzde de devam eden iç savaşın hangi tarihsel evrelerden geçerek gerçekleştiğine değinen Türkiye’nin son Şam Büyükelçisi Ömer Önhon, bu süreçteki iç ve dış dinamiklerin neler olduğunu ele aldı. Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilere de değinen Emekli Büyükelçi Ömer Önhon, ikili ilişkilerin Arap Baharı öncesi ve sonrası olarak ele alınması gerektiğinin altını çizerek Türkiye’nin mevcut önceliklerinin Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve birliğinin korunması, çatışmaların sona erdirilmesi, Suriye halkının meşru taleplerinin karşılanmasına yönelik siyasi değişim sürecinin barışçı şekilde sonuçlandırılması ve sınır bölgesinin terör unsurlarından arındırılması olduğunu ifade etti. Bölgedeki güç dengelerine de değinen Emekli Büyükelçi Önhon; İran, ABD ve Rusya gibi bölgesel ve küresel güçlerin sahada varlıklarını korumaya devam ettiklerini ve zaman zaman bu aktörlerin farklı önceliklere göre hareket ettiklerini kaydetti. Emekli Büyükelçi Önhon, Suriye’nin toparlanmasının ve mültecilerin geri dönebilmesinin yegane şartının yine bu aktörlerin masada bulunacak bir çözüme etkin destek vermesi olduğunu belirtti.

Alsancak’taki itilaflı çember çözüldü sırada Lapta Oteller Bölgesi var

0

KKTC- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ünal Üstel, Alsancak girişine yeni yapılan çember düzenlemesini yerinde inceledi, “Yaptığımız yolla birlikte trafiğin ne kadar rahatladığını görüyoruz” dedi.

Başbakan Ünal Üstel, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı ile birlikte, Girne-Alsancak ana yolu üçüncü etap çalışmaları kapsamında Alsancak girişine yeni yapılan çember düzenlemesini yerinde inceledi.

Başbakan Ünal Üstel ile Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’ya, bölgede yaptıkları incelemeler sırasında, Trafik Dairesi Müdürü Ahmet Aydın eşlik etti. İnceleme sırasında ihaleyi üstlenen şirketin direktörü Hüseyin Tüfekçi de hazır bulundu.

Başbakan Üstel incelemelerin ardından yaptığı açıklamada, 2023 yılından beridir Alsancak- Karşıyaka-Çamlıbel-Güzelyurt yolunun rahatlaması için çalışmalar yaptıklarını ve bu çalışmalar kapsamda Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığının yaptığı projelendirme ile bugün Alsancak girişindeki çembere kadar geldiklerini belirtti.

Başbakan Ünal Üstel, burada bu çemberin olması için bazı istimlakların yapılması gerektiğini ve bunların Bakanlık tarafından çözüldüğünü aktararak, “Bugün (Alsancak girişindeki çember) düzenlemenin ilk denemesi yapılıyor.” ifadelerini kullandı.

Başbakan, Girne-Alsancak ana yolunun 2012’den beri gündemde olan bir yol olduğunu anımsatarak, “Bizim hükümetimiz dedi ki bu yolu bitireceğiz ve bugün Alsancak’a kadar geldik. Alsancak’taki itilaflı çemberi çözdük. Bundan sonra, Lapta Oteller Bölgesi’ne, yani Lapta’nın çıkışına kadar gideceğiz” dedi.

“Bu yaptığımız yolla birlikte trafiğin ne kadar rahatladığını görüyoruz” diyen Başbakan Üstel, çalışmalar kapsamında yolların yanı sıra ışıklandırma, kaldırımlar, yürüyüş yolları ile minibüsler için durak yerlerinin de yapıldığını söyledi.

Başbakan Üstel, şu anda Alsancak kavşağında yürütülen bu çalışmaların Lapta kavşağına kadar yapılacağını belirterek, insanlarının daha güvenli ve rahat bir şekilde kullanabilecekleri bir yolu bölgeye kavuşturmayı umduklarını söyledi.

Başbakan Üstel, bu doğrultuda emeği geçen Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı ile yetkililere ve ilgili firmaya teşekkürlerini ileterek, çalışmaların bölgeye ve ülkeye hayırlı olmasını diledi.

Tatar: Hristodulidis’in maskesi düştü

0

KKTC- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Kıbrıs Türk halkını katliamdan geçiren EOKA terör örgütüne övgüler düzen Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis’in, maskesinin düştüğünü ve gerçek zihniyetini ifşa ettiğini belirtti.  

Cumhurbaşkanı Tatar yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeleri kullandı.

“Kıbrıs Türk halkını yok edip, Kıbrıs’ı bir Helen adası yapabilmek hedefiyle Rum-Yunan liderliğinin organize edip desteklediği terör örgütü EOKA’nın, 1 Nisan 1955 tarihinde silahlı eylemlere başlamasının 69. yıl dönümünde Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulis ile Rum liderliğinin yapmış olduğu açıklamalar, köhnemiş  Rum-Yunan zihniyetinin hâlâ daha değişmediğini ve gerçekleşmesi mümkün olmayan hayaller peşinde koştuklarını bir kez daha göstermiştir. 

Hristodulidis’in yaptığı açıklamalar yüzündeki “çözüm yanlısı” maskeyi  düşürürken, gerçek zihniyeti ile düşüncelerini de ifşa etmiştir. 

EOKA terör örgütü, yaptığı ilk açıklamalarda hedefinin ‘Türk ulusunun Kıbrıs’ta bir uzantısı olan Kıbrıs Türklerini adadan atmak ve Enosis’i gerçekleştirmektir’ şeklinde açıklarken, ‘Cennet ile Cehennem, ateş ile su bir araya gelmedikçe Kırıs Rumları ile Türkleri bir araya gelemez’ demiştir.  

EOKA terör örgütü, silahlı eylemlere başlarken, Kıbrıs’ı kan gölüne çevirmiş, katliam ve acı dolu bir dönemi başlatmıştır. 

Bunları, EOKA terör örgütüne övgüler düzen Rum Yönetimi Başkanı Hristodulidis’e hatırlatmakta büyük yarar vardır. 

‘Önce İngilizleri adadan atacağız, sonra sıra Kıbrıs Türklerine gelecektir’ diyen EOKA terör örgütü, önce İngilizleri hedef alırken, kısa bir süre sonra  belirlenen ana hedeflerine ulaşabilmek için Kıbrıs Türklerine yönelik  silahlı saldırılara başladı.

1955 yılından itibaren büyük kentlerdeki Türk bölgeleri, Türk köyleri, kutsal ve dini yerlerimiz EOKA’nın saldırılarına uğradı, savunmasız vatandaşlarımız sadece Türk oldukları için vahşice katledildi.

Bunları da, cinayetten sabıkalı EOKA teröristlerini ‘kahraman’ olarak tanımlayan  Rum Yönetimi Başkanı Hristodulidis’e hatırlatmakta yarar vardır.   

Soykırıma varan bu vahşi ve acımasız  saldırılara karşı Kıbrıs Türk halkını savunmak amacıyla Türk Mukavemet Teşkilatı kurulurken, TMT öncülüğündeki direniş neticesinde, Kıbrıs Türk halkının eşit kurucu ortağı olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ulaşıldı. 

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios,  Kıbrıs Cumhuriyeti’ni  ‘Enosis’e bir sıçrama tahtası’ olarak değerlendirirken, Rum liderliği tarafından hazırlanan Kıbrıs Türklerini imha planı olan Akritas Planı doğrultusunda, 21 Aralık 1963 tarihinde Kanlı Noel saldırıları başladı. Bu saldırıların önderliğini de EOKA terör örgütünün lideri Grivas Diğenis yapıyordu. 

Değişmeyen hedef, her zaman olduğu gibi  Kıbrıs Türk halkını yok edip, Kıbrıs’ı bir Helen adası yapmaktı. 

Kıbrıs Türk halkının eşit kurucu ortağı olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti silah zoruyla Rum devletine dönüştürülürken, 1963-1974 döneminde halkımız katliamdan geçirilmş, yüzlerce köyümüz saldırıya uğramış, binlerce insanımız göç etmek zorunda kalmış, halkımız soykırıma uğramış, 11 yıl boyunca adanın yüzde üçüne tekabül eden bölgelerde kuşatma altında yaşamaya mahkum edilmişti. 

Bunları da, Kıbrıs Türk halkını katliamdan geçiren, Türkeli köyünde yaptıkları gibi insanlarımızı diri diri katliam çukurlarına gömen Başpiskopos Makarios ile EOKA terör örgütünün başı olan Grivas’a övgüler düzenleyen, ‘önlerinde minnetle eğiliyorum’ diyen Rum Yönetimi Başkanı Hristodulidis’e hatırlatmakta  büyük yarar vardır. 

Yunan Cuntası ile Kıbrıs’taki işbirlikçileri ve EOKA tarafından 15 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleştirilen darbenin de hedefi Kıbrıs Türk halkını yok edip, Kıbrıs’ı bir Helen adası yapmaktı. Anavatan Türkiye, 20 Temmuz 1974 sabahı Barış Harekâtı’nı gerçekleştirmemiş olsaydı, Kıbrıs’ta tek bir Türk bile sağ bırakılmayacak, ikinci bir Girit faciası yaşanacaktı. Bunun da kanıtı, Atlılar, Muratağa, Sandallar, Taşkent ve diğer bölgelerde gerçekleştiriken ve soykırım olarak adlandırılan katliamlardır. 

Kıbrıs’ta yaşanan gerçekler ortada dururken, Rum Yönetimi Başkanı Hristodulidis’in EOKA terör örgütünün silahlı eylemlere başlamasının yıl dönümünde yapmış oldukları açıklamalar oldukça dikkat çekicidir. 

Hristodulidis, yaptığı açıklamada EOKA terör örgütüne övgüler düzmesinin yanısıra,  ‘mücadelenin siyasi hedefi olan Yunanistan’la birleşmeye ulaşılamamış olabilir,  ama EOKA’nün mücadelesi  her hedefe ulaşabileceğimizi katıtlamaktadır’  derken  Rum-Yunan zihniyetinin değişmediğini ve aynen devam ettiğini bir kez daha göstermektedir. 

Bunların yanısıra, Rum Yönetimi Başkanı Hristodulidis’in Rum halkına yapmış olduğu ‘vatanımızı  birleştirmek  ve kurtarmak için  birleşelim ve toprraklarımızın kurtuluşunun kutsanacağı güne kadar güçlü şekilde mücadele edelim” çağrısı ile Rum tarafında Türk düşmanlığının tırmanması, ‘Türkler Kıbrıs’tan dışarı’ sloganların da atılması ve bunların yanısıra Rum liderliğinin “Türk askeri Kıbrıs’tan gitmeden ve Türkiye’nin garantörlüğü kaldırılmadan çözüm olamaz” şeklindeki açıklamalar da bir diğer dikkat çekici hususlardır. 

Kıbrıs konusuyla ilgili olarak iyi niyetimiz ve samimiyetimizle diyalog çağrılarımız devam ederken, Rum Yönetimi Başkanı Hristodulidis’in gerçekleşmesi mümkün olmayan EOKA terör örgütünün hayalleri peşinde koşması, gerginlik ve düşmanlık yaratıcı açıklamalarda bulunması kabul edilemez. Bu tür açıklamalar ve davranışlar ile dünyanın buna seyirci kalması da çözümün önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır. 

Bir kez daha belirtiyorum ki, Kıbrıs konusunun çözümü EOKA terör örgütünü hayallerinin peşinden koşmaktan ve gerçekleşmesi mümkün olamayan federal temele dayalı bir çözümden geçmez. Kıbrıs konusunun adil, kalıcı ve sürdürülebilir şekildeki çözümü,  gündeme getirdiğimiz ve önerdiğimiz egemen eşit iki ayrı devletin varlığına dayalı çözümden geçmektedir.  

Egemen eşitliğimiz ile eşit uluslararası statümüzün kabul edilmesi de esastır. Bu çözüm şekli Kıbrıs’ın ve bölgenin yararına olacak tek çözüm şekli olup, Rum Yönetimi Başkanı Hristodulidis’e  çağrım gerçekleşmesi mümkün olmayan hayallerin peşinden koşmaktan vazgeçip, diyalog ve çözüm yönündeki çağrılarımıza olumlu yanıt vermesidir.        

Günümüzde dünyanın pekçok bölgesinde yaşanan çatışmalar ile Ukrayna-Rusya savaşı, İsrail- Gazze savaşı ve Rum liderliğinin açıklamalarının yanısıra  Rum silahlanması,  halkımız için Kıbrıs’ta Türk askeri varlığı ve Türkiye’nin garantörlüğünün ne kadar gerekli ve yaşamsal olduğunu göstermektedir. Türk askeri ile Türkiye’nin garantörlüğünden vazgeçmemiz asla mümkün değildir. 

Kıbrıs’ın gerçeklerini dikkate alarak geçmişin karanlık, acı ve katliam dolu günlerine dönmeyeceğimiz gibi halkımızı da köhnemiş Rum-Yunan zihniyetinin insafına terk edemeyiz.”

GUESS Beachwear koleksiyonu ile yaz mevsimine giriş yapıyor

0

GUESS, şık, heyecan verici 2024 İlkbahar & Yaz Erkek ve Kadın Beachwear koleksiyonu ile yaz mevsimine giriş yapıyor.

Yaz aylarının özgün simgeleri olan adaların ve egzotik sahillerin ruhu, GUESS Beachwear ile 2024 İlkbahar & Yaz sezonunda her detayda hissediliyor. Plaj esintisini yaşatan mayolar, bikiniler, tulumlar, şortlar ve aksesuarlar, yaz modasının en şık halini sunuyor.

Kanser Tarama Yöntemleri Tedavide Başarı Şansını Artırıyor!

0

Dünya genelinde yaklaşık her 6 ölümden biri, ülkemizde ise her 5 ölümden biri kanser nedeniyle gerçekleşiyor. 2030 yılında tüm dünyada kanser sebebiyle 13.2 milyon insanın ölümü bekleniyor. Ancak son yıllarda tanı ve tedavi yöntemlerinde yaşanan gelişmeler sayesinde kanserin giderek daha tedavi edilebilir bir hastalık haline geldiği bildiriliyor. Özellikle yavaş gelişen ve belirti göstermeden ilerleyen kanser tiplerinin, tarama yöntemleriyle erken saptanması tedavide başarı şansını oldukça artırıyor.  

Kanserde erken tanının önemine değinen Doç. Dr. Ece Esin, kanser tarama yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Kanser, vücudun öz hücrelerinin kontrolden çıkarak aşırı çoğalması ve ölmesi gereken hücrelerin kontrollü ölüm programlarından çıkarak uzun süreli yaşayan hücrelere dönüşmesi sonucu gelişen kötü huylu hastalıklar olarak tabir ediliyor. Kanser, tüm dünyada kardiyovasküler hastalıklarla birlikte hayatı tehdit eden nedenler arasında en büyük riski oluşturuyor.

BAZI KANSER HÜCRELERİ BELİRTİ VERMEDEN İLERLEYEBİLİYOR!

Kanserin her evresinin ölümcül olmadığını dile getiren Doç. Dr. Ece Esin, “Kanseri daha oluşum aşamasındayken yakalamak çok büyük önem taşıyor. Kötü huylu tümörlerin tedavisinde en önemli ayrıntılardan biri tümörün yaygınlığı olarak biliniyor. Daha az sıçramış tümör, daha lokal saptanan tümörün tedavisi daha kolay ve başarılı oluyor. Kanserde tarama tetkikleri ile erken tanı mümkün oluyor. Bu sebeple kanserli hücrelerin erken teşhis edilmesi, tümörün vücutta yayılmadan önce hastalığın önüne geçilmesi ve tedavinin başarıya ulaşmasında kilit rol alıyor. Her tümör tipinde farklı olmakla birlikte çoğunlukla kanser oluşumu uzun zamana yayılıyor. Dolayısıyla vücutta hasar yaratacak aşamaya gelene kadar kanser hücreleri bazen bir belirti oluşturmadan var olabiliyor” dedi.

KANSERİ ERKEN FARK ETMENİN EN İYİ YOLU: TARAMA YÖNTEMLERİ

Tümörün erken safhada tespit edilmesinin ve kontrolden çıkmadan tedaviye başlanmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Ece Esin, “ Henüz bir şikayete yol açmamış bir kanseri fark etmenin en iyi yolu tarama testleri olarak biliniyor. Özellikle yavaş gelişen kanser tiplerini, tarama yöntemleri ile saptamak mümkün oluyor. Meme kanseri, kolon kanseri, rahim ağzı kanseri, prostat kanseri, cilt kanseri, bazı akciğer kanserleri erken teşhisi mümkün olabilen kanser tipleri arasında yer alıyor. Bu kanser tipleri için geliştirilen, tüm risk grubu topluma uygulanabilen tarama yöntemleri bulunuyor ve halen de geliştirilmeye devam ediliyor. Kansere karşı savaşta tam başarı, gerçek başarı kansere sebep olan etkenlerden uzak durmak, mümkün olan tüm erken teşhis yöntemlerini zamanında ve gerekli şekilde kullanarak kanseri erken yakalamaktan geçiyor” diye konuştu.

KANSER TARAMA YÖNTEMLERİ

Erken evrede yakalanan kanserde başarının neredeyse yüzde 100 olduğunu ve son yıllardaki gelişmeler ile ileri evrelerde bile başarı şansının yükseldiğini belirten Doç. Dr. Ece Esin, kanser türleri ve tarama yöntemleri hakkında şunları söyledi:

  • Meme kanseri: Kadınlarda da en sık görülen tümör tipi olan meme kanseri, her 8 kadından birinde görülebiliyor. Bu sıklığa rağmen en başarılı tarama yöntemlerinin kullanıldığı tümör tipi de meme kanseri olarak ifade ediliyor. Ülkemizde 40 yaşından sonra her kadının yıllık olarak mamografi ile taranması öneriliyor. Öncesinde ise 20 yaşından sonra yılda bir hekim muayenesi ve ayda bir kendi kendine meme muayenesi de erken tanıda önem taşıyor.
  • Akciğer kanseri: Erkeklerde en sık, kadınlarda da ikinci en sık görülen tümör olan akciğer tümörü öldürücülüğü en yüksek tümör tipi olarak da biliniyor. Sigara ve diğer tütün ürünlerine hiç başlamamak en önemli önlem olarak karşımıza çıkıyor. Yakın zamanlı araştırmaların sonuçlarına göre düşük dozlu tomografi yöntemi ile akciğer kanseri taramasının kötü gidişatlı bir hastalıkta bile olumlu sonuçlara varabileceğini gösteriyor. Henüz ülkemizde sağlık politikasına dahil edilemese de isteğe bağlı ve hekim önerisi ile tomografi taraması yapılabiliyor.

  • Kalın bağırsak tümörleri: Hem erkekleri hem de kadınları etkileyen bir kanser tipi olan kalın bağırsak tümörleri, gelişim mekanizmalarının süreci dolayısıyla erken tanıya çok yatkın tümörler olarak biliniyor. Bu tip kanser için birkaç tarama yöntemi bulunuyor. Gaitada gizli kan testi (GGK) dışkıda gizli kan tespitine dayanan test, toplum taraması için ucuz ve kolay bir yöntem olarak biliniyor. Ancak tek başına yeterli olmuyor. Kısa (sol) kolonoskopi ile tamamlanması gerekiyor. Kolonoskopi kameralı bir hortum aracılığı ile makattan girilip tüm bağırsaklarda yapılan gezinti ile anormal oluşumları test edilmesi gerekiyor. Hatta erken saptanan öncül kanser hücrelerinden oluşan polip denilen tümör adacıkları kolonoskopi ile tedavi bile edilebiliyor. Bu nedenle zahmetli gibi görünse de emin ellerde hayat kurtarıcı oluyor. Ülkemizde sağlık politikasında GGK ve kolonoskopi ile tarama uygulanıyor. Kolonoskopi artık 40 yaşından sonra hem kadın hem erkeklerde öneriliyor.

  • Rahim ağzı kanseri: Kadın kanserlerinde önemli bir kanser tipi olan rahim ağzı kanseri, tamamen önlenebiliyor ve erken tanı ile küçük manevralarla tamamen tedavi edilebiliyor. Tek gereksinim kadın doğum muayenesi ile bu kansere neden olan İnsan Papilloma Virüsü (HPV) virüsü taraması yapılması olarak biliniyor. Aynı zamanda bu kanser tipi için kanser önleme aşısı da bulunuyor.

  • Prostat kanseri: Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser tipidir. Bu tip kanserin özel olarak salgıladığı maddenin kanda tespiti ile kanserden şüphelenmek mümkün hale geliyor. Ancak bu tümörün tespitinde en önemli müdahale üroloji uzmanı tarafından el ile yapılanı muayene can kurtarıcı olabiliyor.
  • Mide kanseri: Özellikle uzak doğu ülkelerinde beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak sık görülen, ülkemizde de Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da sıklığı artan bir tümör tipi olarak görülüyor. Ağızdan kameralı bir hortum aracılığı ile yemek borusuna ve mideye bakmak ve kötü huylu oluşumları erken tespit etmek mümkün oluyor. Bireysel risklere göre tarama amaçlı endoskopi uygulaması yapılabiliyor.

Vazgeçememenin Ağır Yükü: Concorde Sendromu

0

Sizin için hiç sağlıklı, verimli, mantıklı olmayan ancak buna rağmen bırakamadığınız, vazgeçemediğiniz şeyler var mı? Literatürde “Concorde Sendromu” olarak geçen bu durum sizi bir süre sonra depresyona sürükleyebilir.

Psikolog Gizem Konuş, concorde sendromunun önüne geçilmediği taktirde suçluluk ve değersizlik hissi, konsantrasyon bozukluğu, karar vermede güçlük, uyku ve iştahta değişiklikler gibi depresif semptomlara; düşük benlik saygısı ve özgüven zedelenmesi gibi durumlara neden olabileceğini belirtiyor.

Hayatta emek harcadığımız her şey bizim için değerlidir. Uzun bir yol kat ettiğimiz, bir yere getirdiğimiz her iş, her durum, her ilişki bizim için paha biçilemezdir. Bunları yarı yolda bırakmak, bunca emek vermişken tamamlayamayacak olmak hepimizi üzer, gücendirir. Fakat bazı durumlar ve kişiler vardır ki, bize zarar verdiğini bilsek bile verdiğimiz emeği düşünüp bırakamayız. Kaybeden kişi olmamak için hırpalanıp sonunda yine “kaybeden kişi” oluruz. İşte tam da bu durum “Concorde Sendromu”ndan kaynaklanıyor.

“Concorde Sendromu” ismini İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere ve Fransa’nın yapımı için birlikte kolları sıvadığı, sesten daha hızlı, süpersonik uçakların yapımından alır. Her şey Concorde adlı bir uçağın başarılı olmayan uçuş denemelerine rağmen, bu uçağa emek veren insanların ümidini yitirmeyerek maddi yatırım yapmaya devam etmesi ile meydana gelir. Ama Concorde yatırımı yapan kişilerin, paralarını ısrarla yatırmaya devam ettikleri umutsuz vakaya dönüşür.

Psikolog Gizem Konuş, “Concorde Sendromu”nun kadınlarda daha çok romantik ilişkilerde, erkeklerde ise genellikle “parayı batırma yanılgısı” olarak da adlandırılan maddi nedenlerden kaynaklı ortaya çıktığını belirtiyor ve bu sendromun belirtilerinden bazılarını şu şekilde sıralıyor:

  • Olumsuz koşullara rağmen yapılan plandan vazgeçememek,
  • Verimli olmasa da hobilere veya kurslara devam etmek,
  • Sağlıklı olmayan bir ilişkiyi/evliliği bitirememek,
  • Beğenilmeyen bir filmi sonuna kadar izlemek,
  • Maddi yatırım dolayısıyla planlardan vazgeçememek,
  • İkram edilen ücretsiz yiyecekler ve içecekler varsa, kişinin tok olmasına rağmen sadece ücretsiz olduğu için yemesi ve içmesi,
  • Kıyafetleri artık giyilmese de atamamak ya da başkasına verememek.

HiDoctor Uzman Klinik Psikoloğu Gizem Konuş, bu sendromdan muzdarip kişilerin vazgeçemedikleri kişinin/durumun onlara verdiği zarar arttıkça kişide günlük aktivitelere karşı ilgi ve zevk kaybı, suçluluk ve değersizlik hissi, konsantrasyon bozukluğu, karar vermede güçlük, uyku ve iştahta değişiklikler gibi depresif semptomların gözlenebileceğini, düşük benlik saygısı ve özgüven zedelenmesi gibi durumlara neden olabileceğini belirtiyor.

Concorde sendromu yaşadığımızı fark ettiğimiz noktada öncelikle içinde bulunduğumuz süreçteki ‘kar-zarar analizini’ düzenlemek önemli. Karar, geçmişte yapılan yatırımlara göre değil; gelecekte olan kazanımlara göre yapılırsa fayda sağlar. Gördüğümüz zararı önemseyip daha mantıklı tercihler doğrultusunda ilerlemeye devam etmek, olumsuz gidişatı olumluya çevirerek, sürecin daha sağlıklı ilerlemesi için bir fırsat sağlar.

Yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bu sendrom neyse ki tedavisi mümkün bir psikolojik rahatsızlık. Gizem Konuş, psikolojik destek ile üstesinden gelebileceğiniz bu sendromu önlemek için alınabilecek en etkili önlemin, gerçeklerle yüzleşmek olduğunun altını çiziyor ve ekliyor; “Bazen konfor alanlarınızı terk etmeniz sizin için en sağlıklı olandır. Size zarar veren, rahatsız eden şeyler konfor alanınızı oluşturuyorsa ayrılmanın vakti gelmiş demektir.”

Marmaris Ege Rallisi’ne Fatma Turgut damga vurdu

0

Rock yıldızı Fatma Turgut direksiyon başında da hünerlerini gösterdi. Otomobil sporlarına tutkusuyla bilinen Turgut 33. Ege Rallisi’nde öncü araçla tüm etapları geçti… 

Petrol Ofisi Maxima 2024 Türkiye Ralli Şampiyonası’nın ikinci yarışı Ege Rallisi 33. yılında Marmaris’te gerçekleşti. Ege Otomobil Spor Kulübü (EOSK) tarafından düzenlenen ve asfalt zeminde gerçekleşen Marmaris Ege Rallisi’ne Fatma Turgut damga vurdu. Otomobil sporlarına merakıyla bilinen Fatma Turgut elektrikli bir otomobille tüm etapları geçti! 

Marmaris Ege rallisinin çevreye duyarlılık projesi kapsamında, Türkiye Ralli Şampiyonası tarihinde ilk kez öncü araç olarak bir elektrikli otomobil kullanıldı. Pilot koltuğunda ise genç ve sempatik yıldız Fatma Turgut oturuyordu! Turgut öncü araçla tüm etapları geçti. Sosyal medya hesaplarından bu anları paylaşan Fatma Turgut “Yıllardır gönül verdiğim sporda, öncü araç olarak elektrikli bir otomobil ile yer aldım. Herkes lastik değiştirirken ben araba değiştirdim. Bence çok havalı” notunu düştü.

Tatr: Balıkçılık, kültür ve geçim kaynağıdır mutlaka desteklenmelidir

0

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, geliriyle engelsiz balık avlama yeri yapılacak 3. İzmarit Balık Festivaline katıldı.

Lapta Alsancak Karşıyaka Balıkçılar Birliği tarafından Lapta Balıkçı Barınağı’nda düzenlenen festivalde konuşan Cumhurbaşkanı Tatar, balıkçılığın bir kültür ve geçim kaynağı olduğunu söyledi.
 
İzmarit balığı tutup geliriyle balıkçı barınağına yatırım yapılması konusunda etkinlik düzenlemesinin önemine işaret eden Cumhurbaşkanı Tatar, hükümetin desteğiyle barınağın geliştirilmesi için gerekli çalışmaların yapılması gerektiğine dikkat çekti.
 
Balığın değerli bir ürün olduğunu, düzenleme ve teşvikle balıkçıların desteklenmesi gerektiğini anlatan Cumhurbaşkanı Tatar, balıkçılık konusunda imkanların gelişmesiyle ekonomiye de katkı sağlanacağını vurguladı.
 
Ülkenin heryerinde olduğu gibi Alsancak, Lapta ve Karşıyaka Bölgelerinin gelişmekte olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Tatar, Lapta Alsancak Çamlıbel Belediyesi’nin yaptığı çalışmaların önemli olduğunu kaydetti.
 
Cumhurbaşkanı Tatar ayrıca Lapta Alsancak Çamlıbel Belediyesi ve Lapta Kültür ve Dayanışma Dernegi işbirliğinde selden mağduriyet yaşayan Geçitköy’e oyun parkı yapılması amacıyla Lapta Sahil Yürüyüş Yolunda düzenlenen 2. Turunç Çiçeği Festivali’ne de katıldı.
 
Cumhurbaşkanı Tatar festivalde stantları gezdi ve vatandaşlarla sohbet etti.

Özgür Aras: Disiplini Seda Sayan’dan Öğrendim!

0

Yonca Evcimik ve Özgür Aras, Gonca Vuslateri’nin Youtube kanalında yayınlanan ‘Hazır Değilsen Başlayalım’ isimli programına konuk oldu. Programa uzun yıllardır dost olan ikilinin geçmişten günümüze başlarından geçen eğlenceli anıları damga vurdu.

Çalıştığı isimler hakkında yorumlar yapan Özgür Aras, Yonca Evcimik için “Artık ailemden biri gibi o. Hayatta en çok eğlendiğim insan” dedi. Konu Seda Sayan’a gelince “Ben disiplini ondan öğrendim” açıklamasını yaptı. Özgür Aras “Simge benim küçük prensesim. Demet Akalın yardımseverdir. Ona laf söyletmem. Benim için dost hanemde çok önemli bir yeri var” diye konuştu.

Özgür Aras sözlerine şöyle devam etti: “Bülent Ersoy Türkiye’deki en önemli ve büyük seslerden biri. Duruşuyla, yaşamıyla çok insana yol açmış. Ama ben onunla çalışamazdım. Deniz Seki’yi nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Ben o çilehaneyi onunla beraber yaşadım. O kokusunu unutamadığım yeri Allah kimseye göstermesin! Sezen Aksu ise benim hayattaki mentorum.”

“ŞU AN AŞIK DEĞİLİM” 

Programda Yonca Evcimik, Gonca Vuslateri’nin “Şu an aşık mısın?” sorusuna “Hayır değilim. Aşık olmak çok zor oldu artık” cevabını verdi. Evlilik konusunda ise “Hiç büyük konuşmak istemiyorum. Bugün hayır derim yarın evlenirim. Tükürdüğümü yalamak istemem” diye konuştu.