Ana Sayfa Blog Sayfa 48

Romantik aşkın ömrü ortalama iki yıl sürüyor, olgun aşka ömür biçilemiyor

0

Türkiye’nin ilk nöropsikoloji laboratuvarının kurucusu, nöropsikolog ve Türk anayasa hukukçusu Prof. Dr. Öget Öktem Tanör, İstanbul Atlas Üniversitesi Psikoloji Kulübü tarafından düzenlenen “Aşkın Nöral Temelleri” başlıklı konferansta öğrencilerle bir araya geldi. Romantik aşk denilen tutkulu dönemin iki yıl boyunca salgılanan stres hormonuyla bağlantılı olduğunu belirten Prof. Dr. Öget Öktem Tanör, stres hormonu düştüğünde aşkın evrildiğine dikkat çekti. Romantik aşkın sonrasında olacak şeylerin, o iki yıl boyunca ilişkinin nasıl olduğuna bağlı olduğunu belirten Prof. Dr. Tanör, “Eğer o ilişkiyi çok hor kullandıysanız o zaman ilişki bitebilir. Sorunsuz, kavgasız bir şekilde yürümüşse, aranızda karşılıklı arkadaşça bir sevgi de geliştiyse romantik aşk bitse bile olgun aşka evriliyor. Olgun aşka hiç ömür biçilmiyor” diye konuştu.

İstanbul Atlas Üniversitesi Psikoloji Kulübü tarafından Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda düzenlenen “Aşkın Nöral Temelleri” başlıklı konferansta öğrencilerle bir araya gelen Prof. Dr. Öget Öktem Tanör, aşkın beyne ve psikolojiye etkisini ele aldı.

Aşk ile anne sevgisi, beyni benzer şekilde etkiliyor

Aşk ile ilgili araştırmaların teknolojinin gelişimiyle beraber 20. Yüzyılda ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Öget Öktem Tanör, hem aşıklar arasındaki aşktan hem de anne sevgisinden bahsettiği konuşmasında “Her iki konu üzerinde yapılan araştırmalara göre, kişilerin aşık oldukları kişiyi düşünürken görürken ya da çocuklarını düşünürken ortak olarak aktif hale gelen beyin bölgeler de var. İkisinde ayrı ayrı çalışan bölgeler de var. Romantik aşkta da anne sevgisinde de normalde çalışırken sevdiğini görünce çalışmasını sonlandıran bölümler var” dedi.

Aşk duygusu uçma hissi yaratıyor

 Yapılan çalışmalarda âşık olduğu kişinin fotoğrafına bakan birinin ödül bölgelerini içeren emosyonel beynin aktif hale geldiğini belirten Prof. Dr. Öget Öktem Tanör, “Kişi âşık olduğu zaman ne hissediyor? Beyinde tarif edilemez mutluluktan uçma hissi ortaya çıkıyor. Bağımlılık yapan maddeler alındığında da bu bölgeler uyarılıyor. Eşzamanlı olarak serotonin azalması oluyor. Bu da beraberinde âşık olduğu kişiye takıntı yani obsesyon şeklinde durmadan onu düşünmesini, sürekli onunla ilgili konuşmasına sebep oluyor. Kişi hayatının odak noktasına aşık olduğu kişiyi koyuyor” diye konuştu.

Romantik aşkta stres hormonu iki yıl yüksek seyrediyor

Romantik aşk ve olgun aşk kavramlarına da değinen Prof. Dr. Öget Öktem Tanör, “Romantik aşkın zirvesinde kadında ve erkekte kanda kortizol seviyesinin yani stres hormonunun iki yıl boyunca yüksek olduğu görülüyor. İki yıl sonra düşüyor. İki yıl boyunca stres hormonunun yüksek olmasının etkisi ne oluyor? Bu iki kişi birbirlerinden başka kimseyi görmez hale getiriyor. Araştırmacılar diyor ki bir ilişki iki yıl sürmüşse daha sürecek muhtemelen ve bir çocuk yapmalarını zamanı gelmiştir ama gözü birbirlerinden başka dünyayı görmeyen bir çift çocuk yetiştirmek için uygun değil. Bu stres hormonları düşmeli ki çocuğu da doğru düzgün yetiştirebilsinler. Stres hormonu da o yüzden düşüyor” dedi.

Olgun aşka hiç ömür biçilemiyor

Romantik aşkın sonrasında olacak şeylerin, o iki yıl boyunca ilişkinin nasıl olduğuna bağlı olduğunu belirten Prof. Dr. Öget Öktem Tanör, “İki yıl sonunda stres hormonu düşünce iki şey olabilir: Eğer o ilişkiyi çok hor kullandıysanız kıskançlık krizleri, kavga gürültüyle geçtiyse sen diliyle karşı taraftan hep şikayetçi olmuşsanız ‘Sen şöyle yapıyorsun, sen böylesin zaten’ gibi suçlayıcı bir ilişki varsa o zaman ilişki bitebilir stres hormonları düşünce. Tam tersiyse yani sorunları ben diliyle çözmüşseniz yani ‘Bu durum beni çok üzüyor’ şeklinde yumuşak bir şekilde sorunsuz, kavgasız, gürültüsüz şekilde götürdüyseniz, bir saksı çiçeğine davranırcasına ihtimam gösterdiyseniz dolayısıyla da aranızda karşılıklı arkadaşça bir sevgi de geliştiyse romantik aşk bitse bile olgun aşka evriliyor. Olgun aşka hiç ömür biçilmiyor. Kişilerin hayatının sonuna kadar sürebilir. Romantik aşk ortalama 2 yıl sürüyor” diye konuştu.

İlişkilerde Güven Neden Önemlidir?

0

Uzman Klinik Psikolog Fulya Artukoğlu Tepret konu hakkında önemli bilgiler verdi.
 
İnsan sosyal bir varlıktır ve derin ilişkiler kurmaya ihtiyacı vardır. Kurulan ilişkilerde çiftleri birbirine bağlayan temel kavramlardan birisinde güvendir. Güven; çok yönlü bir kavram olmakla beraber kişinin ilişkilerindeki bağlanma stilleri, ilişki niyeti ve beklentilerini de kapsar. Kişinin kendi isteklerine, iç sesini duymasına ve buna bağlı olarak sınırlarını çizip diğer insanlara yaklaşımı üzerinde de etkileri bulunmaktadır. İlişki içerisinde dürüstlük, özgüven ve sadakat güveni destekleyen bazı unsurlardır.

 İlişki içerisinde güvenin sarsılması bir ilişkinin bitmesine kadar varabilir. Çünkü güven duygusu ilişkinin hem temelidir hem de kişinin düşünce ve davranışları üzerinde de oldukça etkilidir. Çiftlerin hem kendilerine hem partnerine güven duyması ilişkinin sağlam temeller üzerinde kurulup devam ettirilmesini sağlar. Güven yoksa arkasından hüzün, öfke, üzüntü, kıskançlık ve endişe gibi duygular ortaya çıkar ve sonrasında bu duygular yıkıcı etkilere neden olabilir. Erken büyümek zorunda olma, çocukluk çağı travmaları, sosyal reddedilme, zorbalığa uğrama, duygusal anlamda uğranan toksik ilişkiler ve yine yaşanan çeşitli travmalar ilişkilerde güven unsurunu zedeler. Partnerinin sürekli telefonunu karıştıran, sosyal medya hesaplarını takip eden, hayatında olup biten her şeyden haberdar olmak isteyen ve en ufak bir tartışmada ayrılmak isteyen veya terk edilme korkusu yaşayan insanların temelde bir güven problemi vardır. Bu kişiler partnerinin verdiği sözlere inanmaz, sürekli zihni partneri ile meşguldür.
 
Peki bu tür durumlarda çiftler ne yapmalıdır ? 

Uzman Klinik Psikolog Fulya Artukoğlu Tepret,” Öncelikle sürekli şüphe içerisinde olmak hem şüphe eden hem de diğer taraf için çok yorucudur. Bunu kabul edip, empatik bir şekilde yaklaşılmalıdır. Açık bir iletişim kurularak partnerler duygularını karşı tarafı suçlamadan paylaşmalıdır. Eğer içinizde terk edilme ve aldatılma gibi korkularınız varsa bunları partnerinizle paylaşın ve bu durumu aşmak istediğinizi dile getirin. Güven sorunu yaşayan insanlar partneri ile sürekli yanyana olmak ister. partnerinizin de özel bir hayatı olduğu, sizinle daha verimli bir ilişki yaşaması için kendisine ait özel bir alanı olması gerektiğini kabul edin. Size “hayır ben bugün arkadaşlarım ile buluşmak istiyorum” dediğinde bunun sizde yarattığı duyguların sizin kendi çocukluk yaşantınız ile ilgili olduğunu bilin. Tüm bu sorunlar ile baş etmek sizin için zor ise bir terapi desteğine ihtiyacınız olduğunu unutmayın.”dedi.

Çocuklar Neden Yalan Söyler?

0

Klinik Psikolog Hazal Akşahin konu hakkında bilgiler verdi.

Çocuklar yalan söylediğinde sinir bozucu ve duygusal bir savaş olabilir. Yalan söylemek, ebeveynler olarak teşvik ettiğimiz bir şey olmasa da, çocuklar için tipik bir aşamadır ve çocuk gelişiminde önemli bir dönüm noktasıdır. Karar verme becerileri, ahlaki anlayış ve kişilerarası beceriler gibi temel yaşam becerileri yalanın ortaya çıkmasıyla birlikte gelebilir. Yalan söylemenin çocuk gelişiminin normal bir parçası olduğunu anlamak, onu nasıl gördüğümüzü yeniden şekillendirmemize yardımcı olabilir. Yalan söylemek tipik bir davranış olsa da bunu en aza indirmek ve dürüstlüğü teşvik etmek için kullanabileceğiniz bazı stratejiler vardır.

Yalan Söylemenin Muhtemel Nedenleri

Sonuçlardan veya Cezadan Kaçınma: Çocuklar bir sonuçtan kaçmak veya başlarını belaya sokmamak için yalan söyleyebilirler. Gerçeği söylemenin hiçbir faydası yoksa ve sonuçları da aynı derecede şiddetliyse, çocuklar sonuçlarla yüzleşmekten kaçınmak için yalan söylemeyi öğrenebilirler.   

Merak ve Sınırları Test Etme: Çocuklar farklı fikirleri ve sınırları keşfetmeye başladığında yalan olabilir. “Yalan söylemek bana ne kazandıracak?” gibi fikirleri test edebilirler. veya “Bunu doğru olmadığı halde söylersem ne olur?” Fikirleri veya durumları olmasını istedikleri şekilde yeniden yapılandırmaya çalışmak için de yalan söyleyebilirler.

Benlik saygısını geliştirin ve onay alın: Bazen çocuklar kendilerine güvenmedikleri ve kendilerini daha iyi hissetmenin yollarını aradıkları ve hayatlarındaki insanlara daha etkileyici göründükleri için yalan söyleyebilirler.

Çocuğunuz yalan söylediğinde ne yapmalısınız?

Yalanın nedenini belirlemeye çalışın ve çocukların eksik olabilecekleri becerileri geliştirmelerine yardımcı olun. Çocuğunuzun yalan söylemesinin nedenini anlamak, bununla nasıl başa çıkacağınızı belirlemenize yardımcı olabilir. Çocuklar düşük benlik saygısı ya da güven eksikliği nedeniyle yalan söylüyorsa, kendilerini daha iyi hissetmenin yollarını öğrenmelerine yardımcı olmak yardımcı olabilir. Çocuğunuz sınırları ve limitleri test etmek için yalan söylüyorsa, tutarlılık ve yönergeleri takip etmek yardımcı olabilir. Yalan söyleme sebebi ne olursa olsun sakin kalmak, davranışın gördüğü ilgiyi en aza indirmeye yardımcı olabilir.

Dürüstlüğü ve gerçekçi bir ortamı güçlendirin. Çocuğunuzla doğruyu söylemek ve bunun neden önemli olduğu hakkında konuşmak da faydalı olabilir. Dürüstlüğe odaklanmak ve çocuğunuzu doğruyu söylediği için övmek, bu davranışı teşvik etmenin harika bir yoludur. Çocuğunuza, yanlış bir şey yapmış olsalar bile doğruyu söylemenin sonuçları en aza indireceğini ve daha iyi bir sonuç elde edeceğini bilmesine yardımcı olun. Çocuğunuzun kendini güvende ve güvende hissetmesine yardımcı olmak, bu sürece yardımcı olacaktır.

‘Ramazan’da hızlı ve fazla yemek hazımsızlığa yol açabilir’

0

Ramazan ayında öğün aralarının oldukça uzun olduğunu belirten Gastroenteroloji Uzm. Dr. Ömer Faruk Yolcu, “Bu durum mide rahatsızlıkları olanlarda hastalıkları tetiklemektedir. İftarda ve sahurda fazla yemek yenmesi, sahurda yemekten hemen sonra yatılması, reflü ataklarını tetikleyebilmektedir. Ayrıca uzun süren açlık sonrasında zamanla sindirim sisteminin hareketleri de azalmaktadır. Bu nedenle iftarda hızlı ve fazla yemek tüketmek karında şişkinliğe, hazımsızlığa yol açabilmektedir” dedi.

VM Medical Park Samsun Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Ömer Faruk Yolcu, Ramazan ayında görülebilecek mide problemleri hakkında bilgilendirmelerde bulundu.

“Gastrit ve ülser hastaları dikkat etmeli”

Oruç tutarken mide rahatsızlığı geçirme riski en yüksek olan kişilerin; gastrit, ülser ve reflü hastalığı olanların olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Yolcu, “İftarda ve sahurda fazla yemek yenmesi, sahurda yemekten hemen sonra yatılması, reflü ataklarını tetikleyebilmektedir. Ayrıca uzun süren açlık sonrasında zamanla sindirim sisteminin hareketleri de azalmaktadır. Bu nedenle iftarda hızlı ve fazla yemek tüketmek karında şişkinliğe, hazımsızlığa yol açabilmektedir. Midelerinde gastrit veya ülser sorunu olanların oruç tutmaya başlamadan önce tedavilerini tamamlamaları tavsiye edilmektedir” şeklinde konuştu.

Kronik hastalığı olanlar oruç tutmadan önce uzman hekime başvurmalı”

Mide yakınmaları hafif boyutta olan kişilerin, diyet ve ilaç gibi önlemlerle oruç tutmasında bir sakınca görülmediğini belirten Uzm. Dr. Yolcu, “Kronik hastalığı, geçirilmiş ülseri veya mide kanaması olanların ise Ramazan öncesinde bir uzmana başvurarak gereken önlemler almaları, gerekiyorsa bu süreci ilaç tedavisi ile desteklemeleri gerekmektedir. Henüz tedavisi süren ülser hastaları, yeni geçirilmiş mide kanaması, mide kanseri, ciddi reflü hastalığı veya çeşitli mide hastalıkları nedeniyle beslenme güçlüğü olanların oruç tutmaları ise sağlık açısından sakıncalı durumlara neden olabilmektedir” dedi.

“Uyku düzenine dikkat edilmeli”

Uzm. Dr. Yolcu, sağlıklı oruç tutmanın yollarıyla ilgili şu bilgileri paylaştı:

“Oruç tutanların yeteri kadar su tüketmeleri, Ramazan süresince uyku düzenlerine dikkat etmeleri gerekir. Ramazan’da metabolizmanın hızı düştüğünden kilo almak kolay hale gelir. Bu nedenle, bol kalorili, ağır yiyeceklerden uzak durulmalıdır. İftarı iki öğüne bölerek almalı. İftarda mideye aniden yüklenmek, hazımsızlık sorunlarına yol açıyor. Ramazan’da sindirim sorunları yaşamamak için ilk öğünde bir tabak çorba, bir adet hurma veya incir tercih edilebilir.”

“Sahura kalkmadan oruç tutulmamalı”

Sahura kalkmadan oruç tutmanın sakıncalı olduğuna değinen Uzm. Dr. Yolcu, “Sahura kalkmadan oruç tutulursa, aç kalma süresi uzayacağından metabolizma hızı düşer, halsizlik ve baş ağrısı görülebilir. Hem sahur hem de iftarda yemeklerinizi yavaş yiyin. Lokmalarınızı çok çiğneyin ve bol su için. Mide şişkinliğinden kaçınmak, uyku kalitenizi de arttıracaktır. Yağlı, acılı ve baharatlı yemeklerden kaçının. Oruç süresince vücut çok uzun süre susuz kaldığından sıvı kaybını telafi etmek için iftar ile sahur arasında sık sık su içmek gerekir” dedi.

“İftardan 2 saat sonra kendinizi çok yormadan yürüyüş yapabilirsiniz”

Oruç süresince kan şekerinin düştüğünü söyleyen Uzm. Dr. Yolcu, “İftar yapıldığında kan şekeri hızla yükselir. Eğer kişiler sahura da kalkmıyor ise kan şekerinin düşüşü günün erken saatlerinde başlar ve düşmeye de devam eder. Bu nedenle azar azar ve sık beslenme ilkesi iftar sonrasında da uygulanmalıdır. Ramazan’da hareketsiz kalmamaya özen gösterilmelidir. İftardan 2 saat sonra kendinizi çok yormadan yürüyüş yapabilirsiniz. Fazla yediklerinizi yakmak için tok karnına yürüyüş yapmanın, koşmanın, spor salonlarında aşırı efor harcamanın sakıncalı olduğunu da unutmayın” açıklamasında bulundu.

“İftara çorba ile başlayın”

İftara su, çorba ve salata gibi hafif yiyeceklerle başlamayı öneren Uzm. Dr. Yolcu, “İftarda boş mideye hızlı bir şekilde yüklenme yapmayın. Lokmalarınızı yavaş ve uzun uzun çiğneyin. Ana öğünü orucunuzu açtıktan birkaç saat sonra tercih edin. Meyve ve sebzeye ağırlık verirken yoğurt, ayran veya süt tüketmeye dikkat edin” ifadelerini kullandı.

“Sahurda aşırı baharatlı yiyeceklerden uzak durulmalı”

Sahurda mideyi yoracak aşırı baharatlı, yağlı ve tuzlu yiyeceklerden kaçınılması gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Yolcu, “Sahurda aşırı yemek yerine, kepekli tahıl ürünleri, sebze, salata gibi sindirimi uzun süren yiyecekleri tercih edin. Ramazan’da, özellikle sahurda, lifli gıdalar tüketin; kızartma, kebap gibi ağır ve baharatlı yemeklerden uzak durun” dedi.

“Oruç kilo verme yöntemi değildir””

Orucun asla bir kilo verme yöntemi olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Yolcu, “Çoğu kişi Ramazan’da zayıflayacağı yanılgısına düşer. Oysaki metabolizmanın yavaşlaması nedeniyle Ramazan’da kilo alma riski düşeceğine artar. Ramazanda özellikle hamur işi yiyecekler, pide ve tatlılar yüksek kalorili olmaları nedeniyle kilo artışına yol açar. İftarda yavaş ve az miktarda yiyip, birkaç saat sonra ara öğün gibi takviye almak en ideal iftar sofrası olarak öneriliyor” şeklinde konuştu.

“Bol su içilmeli”

Ramazan’da kilo almayı engellemenin en önemli yolunun bol su içmek olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Yolcu, “İftarla sahur arasında 2,5 litre kadar su içmeye dikkat edin. Ramazan’da baharat tüketimine de dikkat edin. Kompostolarda şeker yerine tarçın çubuğu kullanarak tatlandırma yoluna gidin. Kimyon sindirimi rahatlattığı için az miktarda da olsa kullanmaya özen gösterin. Zerdeçal ise safra keseniz için faydalı olacaktır” dedi.

“İftara çorba ile başlamak ağır yemek yemeyi engelleyebilir”

İftara çorbayla başlanmasını öneren Uzm. Dr. Yolcu, “Özellikle sebze ve yoğurtlu çorbalar hem sindiriminizi kolaylaştırır hem de doygunluk hissi vereceği için fazla ve ağır yemek yemenizi engeller. Doyma hissi ilk lokmadan 13 dakika sonra beyine ulaşır. Bu yüzden çorbadan ana yemeğe geçmeden önce 3-4 dakika ara verin. Kabuklu meyve tüketin. Bu hem tokluk hissini arttırır, hem vitamin desteği sağlar, hem de bağırsağın çalışmasını sağlar. En son olarak iftardan 1-1,5 saat sonra 45-60 dakika boyunca tempolu bir şekilde yürüyün. Bu metabolizmanızın yavaşlamasını engeller. Böylece hem formunuz hem de sağlığınızı korumuş olacaksınız” diyerek sözlerini noktaladı.

 

Eve Kadar Fiberde Avrupa’da 2. Sıraya Yükseldik

0

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Avrupa’nın öncü kuruluşlarından FTTH Avrupa Konseyi (FTTH Council Europe) tarafından gerçekleştirilen FTTH/B Market Panorama Araştırması’na göre eve kadar fiberde 18 milyon hane erişimi ile Türkiye’nin Avrupa’da ikinci sıraya yükseldiğini açıkladı.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, FTTH Avrupa Konseyi’nin ülkelerin fiber altyapısına yönelik önemli verileri sunduğu FTTH/B Market Panorama Araştırmasını açıkladığını bildirdi. Araştırmaya göre Türkiye’nin fiber internet altyapısında Avrupa’nın en hızlı gelişen ülkelerin başında geldiğini belirten Uraloğlu, “Araştırmaya göre eve kadar fiber altyapıda 18 milyon haneye ulaşan altyapısıyla Türkiye, Fransa’nın ardından Avrupa’nın ikinci ülkesi konumuna yükseldi. Her geçen yıl artan yatırımlarımızın meyvesini alarak bu anlamda Avrupa’nın zirvesine oynuyoruz. İnanıyorum ki çok yakın zamanda da fiber altyapıda ülkemiz Avrupa’nın lideri olacak” dedi.

“Bir Yılda 2,5 Milyon Eve Fiber Altyapı Ulaştı”

Bakan Uraloğlu, FTTH Avrupa Konseyi’nin bir önceki raporunda Türkiye’nin fiber altyapıda üçüncü sırada yer aldığına da işaret ederek, “Bugüne kadar gerek bilişim ve haberleşme politikalarında gerekse de mevzuatta yapılan çalışmalarımız ile günü kurtarmanın dışında köklü reform niteliği taşıyan çalışmalar yaptık. Bunun sonucunda dün insanımız için hayal olan pek çok ulaşım ve bilişim hizmeti bugün gündelik hayatın vazgeçilmezi oldu. Bu bağlamda Türkiye gelişim açısından Avrupa ortalamasının üzerinde bir ivme yakaladı. Sadece bir yılda 2,5 milyona yakın eve fiber altyapıyı ulaştırdık. Böylece fiberde bir yılda Avrupa’nın ilk iki ülkesinden biri konumuna yükseldik. Raporda da Türkiye, fiber altyapıda Avrupa’da en hızlı büyüyen pazarlar arasında yer alıyor. Bu rapor, haberleşme altyapımıza ve tabi ki fiber altyapımıza verdiğimiz önemin sonuçlarını aldığımızın göstergesidir” diye konuştu.

“Daha Büyük Hayaller Kurmamız Gereken Bir Dönemdeyiz”

Uraloğlu, FTTH Avrupa Konseyi gibi bağımsız uluslararası kuruluşlar tarafından yıllık olarak hazırlanan raporlarda Türkiye’nin son yıllarda bilişim ve haberleşme altyapısında dünyanın sayılı ülkeleri arasında yerini aldığını vurguladı. 2071 vizyonu hedefleri doğrultusunda haberleşme altyapı yatırımlarına hız kesmeden devam ettiklerini belirten Uraloğlu, 2002’de neredeyse sıfır olan geniş bant abone sayısının da bugün 95 milyonu geçtiğini anımsattı. Uraloğlu, “Önümüzdeki dönemde de genişbant internet hizmetini her eve ulaştırmış olacağız. Bundan 20 yıl önce ülkemizde yaşayan birisine şu anda bulunduğumuz yeri anlatsaydık, herhalde bizi hayal kurmakla suçlarlardı. Ama işte hayalleri artık gerçeğe dönüştürdük. Şimdi vatandaşlarımızla birlikte daha büyük hayaller kurmamız ve bunları gerçeğe dönüştürmek için çalışmamız gereken bir dönemdeyiz. Şu anda toplam fiber uzunluğumuz yaklaşık 550 bin kilometre ve bu yılın sonuna kadar 600 bin kilometreye ulaştırmayı planlıyoruz. 4 yıl içerisinde ise fiber uzunluğumuzu 850 bin kilometreye taşıyacağız” dedi.

Türksat 6A İçin Tarih Verildi

0

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye’nin yerli ve milli uydusu Türksat 6A ile ilgili, “Uydumuzu 8 Temmuz haftasında uzaya göndermeye hazırlanıyoruz. Bu andan itibaren nakliye faaliyetleri gerçekleştirilecek.” dedi.

Bakan Kacır, Türksat ve Türk Havacılık Uzay Sanayii (TUSAŞ) iş birliğiyle ülkeye kazandırılan Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi’nde (USET) Türksat 6A uydusunun son durumuna ilişkin basın açıklaması yaptı. Türkiye’nin uzay teknolojilerinde 40 yıllık rüyasının gerçekleştiğini belirten Kacır, 1984’te dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın bir yandan Türkiye’nin uzaydaki yörünge haklarını muhafaza almaya gayret ederken, diğer yandan ODTÜ’de TÜBİTAK UZAY’ı kurduğunu hatırlattı. Bakan Kacır, Özal’ın, Enstitüyle Türkiye’nin uydularını geliştirmesini hedeflediğini anlatarak, 2000’lerden bu yana Türkiye’nin uydu geliştirme çalışmalarında çok önemli bir deneyim elde ettiğini ifade etti. Kacır, “Görüntüleme uydularında orta üretim projesi BİLSAT ve RASAT ile daha sonra GÖKTÜRK ve nihayetinde İMECE uydularıyla Türkiye, yüksek çözünürlüklü görüntüleme uydularını kendi imkanlarıyla geliştirebilen üretebilen ülkelerden biri oldu.” dedi.

İLK MİLLİ HABERLEŞME UYDUSU

Haberleşme uyduları tarafında bugüne dek Türksat’ın sekiz farklı uydudan istifade ettiğini vurgulayan Kacır, halihazırda bunların beşini kullanmaya devam ettiklerini kaydetti. İlk milli haberleşme uydusunun Türksat 6A projesi olduğunu belirten Kacır, bu projenin de tamamlandığını ve uçuş modelinin nakliye öncesi halini görebildiklerini aktardı.

Uzun süren çalışmalar boyunca uydunun bütün kritik alt sistemlerinin yerli ve milli olarak geliştirildiğini anlatan Bakan Kacır, “Uçuş bilgisayarları, güç dağıtım düzenleme birimleri yerli ve milli olarak üretildi ve yüzde 81,4 yerlilik oranıyla Türksat 6A’nın üretim süreçleri tamamlanmış oldu. Bu süreçte 24 çeşit ekipman yerlileştirildi ve halihazırda gördüğümüz uçuş modelinde 84 farklı yerli ekipman var. Geliştirme ve test süreçleri tümüyle burada TUSAŞ bünyesinde, USET yerleşkesinde gerçekleştirilmiş oldu. Bütün proje boyunca 396 çevresel ve fonksiyonel test tamamlandı. Uydumuzu 8 Temmuz haftasında uzaya göndermeye hazırlanıyoruz. Bu andan itibaren nakliye faaliyetleri gerçekleştirilecek.” şeklinde konuştu.

İLKİ YAŞAYACAĞIZ

“Daha sonra fırlatma öncesi fırlatma kampanyası dediğimiz yaklaşık dört haftalık periyotta, fırlatmayı gerçekleştireceğimiz SpaceX ekipleriyle bizim ekiplerimiz, birlikte çalışmaları tamamlayacak.” diyen Kacır, “Bu fırlatmada bir ilki daha yaşayacağız. Fırlatma sonrası yörüngeye yerleşme aşamasında ilk kez yine bizim ekiplerimiz, kendi imkanlarımızla gerçekleştirecek. Bu da Türkiye’nin, Ay Projesi için yeni bir deneyim daha kazanmasına vesile olacak. Uydumuzu kendi ekiplerimizin çalışmalarıyla görev yapacağı yörüngeye transfer etme deneyimini bu fırlatmayla beraber elde etmiş olacağız.” ifadelerini kullandı.

4 BİN 250 KİLOGRAMLIK UYDU

Bakan Kacır, “4 bin 250 kilogramlık bir uydudan bahsediyoruz, Türksat 6A dediğimizde. Bu anlamda da daha önce yerli olarak geliştirdiğimiz yaklaşık 600 kilogram boyutundaki görüntüleme uydularımızla mukayese ettiğimizde çok daha büyük ve sofistike bir teknolojik üründen bahsediyoruz.” dedi.

118 ÜLKEDE 3 MİLYARLIK NÜFUSA ERİŞİM

Gelecek dönemde Türkiye’nin yerli uydu geliştirme faaliyetlerine devam edeceğini dile getiren Kacır, Türksat’ın haberleşme uydularında bugüne dek 118 ülkede 3 milyarlık bir nüfusa erişme imkanının olduğunu vurguladı. Endonezya, Malezya ve Hindistan’ı kapsayan haberleşme imkanını da Türksat 6A ile elde edeceklerini kaydeden Kacır, “Böylelikle 3 milyarlık dünya nüfusuna 1,5 milyar daha ilave edilecek ve Türkiye’nin haberleşme uyduları dünya nüfusunun yarıdan fazlasının yani 4,5 milyarlık nüfusun kullanımına erişmiş olacak.” diye konuştu.

AY PROJESİ İÇİN ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR

Önümüzdeki dönemde GÖKTÜRK uydusunu yenileme, İMECE 2 ve İMECE 3 projelerinin de gerçekleştirileceğini kaydeden Kacır, ekiplerin Ay Projesi için çalışmalarını sürdürdüklerine de dikkati çekti. Kacır, Türkiye’nin uzay bilim ve teknolojisi alanında, tıpkı savunma sanayisinde olduğu gibi, süreç boyunca millileşme ve yerlileşme hamlesine devam edeceğini söyledi. Kacır, bütün bu projelerin kendilerini bir sonraki projeler için cesaretlendirdiğini ve yenileri için deneyim kazanmalarına vesile olduğunu belirtti.  

BİZİM İÇİN İFTİHAR KAYNAĞI

“Bu projede TÜBİTAK, TUSAŞ, ASELSAN, CTech ekipleri bir arada çalıştı.” diyen Kacır, “Dönem dönem 400’e yakın arkadaşımızın ortak çalışma yürüttüğü bir proje oldu bu. Bu da bizim için ayrı bir iftihar kaynağı. Bütün bu müesseselerimiz, şirketler bu alanda küresel bir deneyim kazanmış oldu. Elde ettiğimiz kabiliyet, bizi dünyada haberleşme uydularını kendi imkanlarıyla geliştirebilen ülkelerden biri haline getirdi. İddiamızı yeni projelerle sürdüreceğiz. Hem beşeri sermayemizin Türkiye’nin milli stratejisine katkı vermesini sağlayacağız hem de Türkiye’yi stratejik alanlarda yeni kabiliyetlerle ve yetkinliklerle buluşturmaya devam edeceğiz. Bu projeye katkı veren bütün arkadaşlarımıza ve yöneticilerimize teşekkür ediyorum. Bütün bu milli projeleri en güçlü şekilde himaye eden hem Türkiye’nin nitelikli insan kaynağına güvenen hem Türkiye’yi böylesi küresel düzeyde altyapılarla buluşturan Cumhurbaşkanımıza da şükranlarımı sunuyorum. TÜBİTAK, TUSAŞ, ASELSAN ve CTech gibi nice firmamızla nice milli projelere.” değerlendirmesinde bulundu.

Toplantıya, Bakan Yardımcıları Ahmet Yozgatlıgil ve Zekeriya Çoştu, Milli Savunma Bakan Yardımcısı Şuay Alpay, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, Türkiye Uzay Ajansı (TUA) Başkanı Yusuf Kıraç, TUSAŞ Genel Müdürü Temel Kotil ve Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı da katıldı.

Zeynep Bastık: Mabel’e, ekibime ve emeği geçenlere teşekkürler

0

Zeynep Bastık’ın Mabel Matiz imzalı yeni şarkısı ‘Lan’ kısa sürede ulaşılması güç rekorlara imza atmış, bugüne dek Türkçe bir şarkının girmediği Spotify Top Global 50 listesinde 21 numaraya kadar ulaşmıştı. Bastık bir araya geldiği Mabel Matiz’e teşekkür etti…

Şarkıları ve sahne şovlarıyla kitleleri peşinden sürükleyen Zeynep Bastık, son dönemin en büyük hitlerine imza atan Mabel Matiz’in yazdığı ‘Lan’ ile listelerde büyük başarı yakaladı. Dünyanın en büyük müzik platformları arasında yer alan Spotify’ın Global Top 50 listesinde 21 numaraya kadar çıkarak ulaşılması güç bir rekora ulaştı. Bu listeye bugüne dek tamamı Türkçe bir şarkı girememişti.

“MUCİZELER SİLSİLESİ”

Zeynep Bastık, teşekkür etmek istediği Mabel Matiz ile dün akşam yemekte bir araya geldi. Birlikte başarılarını pasta keserek kutladılar. Bu özel anlardan kareleri sosyal medyada da paylaştılar. Zeynep Bastık dinleyicilerine şöyle seslendi: “Bir rüya mıydı yaşadığımız hala inanamıyorum. Neredeyse 1 haftadır dünyanın en çok dinlenen şarkıları listesindeyiz. Türkçe bir şarkıyla 21’inci sıraya kadar yükseldik, Spotify’da günlük 3 milyon dinlemeye yaklaştık. Tüm platformlarda farklı rekorlar kırıldı. Bu mucizeler silsilesi kendi dilimizde dünya listelerini sallayabileceğimizle ilgili inanılmaz bir motivasyon verdi bana. Ama her şey siz ‘Lan’ı bu kadar sevdiğiniz için oldu. Canim Mabel’e, ekibime ve emeği geçenlere teşekkürler.”

Harika Uğurtay: Ramazanda demir eksikliğine dikkat edilmeli

0

Ramazan ayında demir eksikliği olanların kan testi yaptırarak tedbiri elden bırakmamaları gerektiğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Harika Uğurtay, “Oruç tutanlar için demir takviyesi gerekiyorsa, ilaçlar sahurdan en az yarım saat sonra veya iftardan 2-3 saat sonra alınmalıdır” dedi.

VM Medical Park Samsun Hastanesi İç Hastalıkları (Dâhiliye) Uzmanı Dr. Harika Uğurtay, demir eksikliği ve oruç hakkında bilgilendirmelerde bulundu.

Kansızlığı kanın yeterli ve sağlıklı kırmızı kan hücrelerine sahip olmaması durumu olarak tanımlayan Uzm. Dr. Uğurtay, “Bu durumun başlıca nedeni demir eksikliğidir. Kırmızı kan hücreleri vücudun dokularına oksijen taşır” diye konuştu.

“Belirtilere dikkat edilmeli”

Demir eksikliğinde görülen belirtileri dile getiren Uzm. Dr. Uğurtay, “Yeterli miktarda demir olmadığında, bu oksijen taşıyıcı madde olan hemoglobin de yetersiz olur ve bunun sonucunda halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı, baş dönmesi ve nefes darlığı gibi şikâyetler ortaya çıkabilir. Ayrıca saç dökülmesi, tırnaklarda güçsüzlük ve şekil değişiklikleri, dil ve dudakta bozulmalar gibi belirtiler de görülebilir. Kişide demir eksikliği anemisi varsa, besleyici olmayan maddeleri (toprak, kömür, buz vb.) tüketme isteği de ortaya çıkabilir” şeklinde konuştu.

“Demir eksikliği anemisinin sebepleri”

Demir eksikliği anemisinin farklı sebeplerden kaynaklanabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Harika Uğurtay, “Bunlar arasında demir alımının yetersiz olması (vejetaryen veya vegan bir beslenme, yetersiz demir içeren bir diyet),ihtiyacın artması (gebelik), emilim bozuklukları (çölyak hastalığı, mide-bağırsak operasyonları) sayılabilir. Kayıplar (yoğun adet kanamaları, hemoroid kanaması, kansere bağlı kan kayıpları, sık kan bağışı gibi) ve çeşitli kan hastalıklarına bağlı kan yıkımı da neden olabilir” dedi.

“6 ayda bir kan testi yaptırılmalı”

Bireyin şikâyetleri olmasa bile en az altı ayda bir kan testi yaptırmasını öneren Uzm. Dr. Uğurtay, “Özellikle 50 yaşından sonra erkeklerde ve menopozdaki kadınlarda demir eksikliği anemisi tespit edilirse, kanser taraması yapılması önemlidir” açıklamasında bulundu.

“Kabızlık sorunu olan kişiler posalı besinlere öncelik vermeli”

Ramazan döneminde sıvı açığının iftar ve sahur arasında tamamlanmasına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Uğurtay, “Dengeli bir beslenme hedeflenmeli ve özellikle kabızlık sorunu olan kişiler posalı besinlere öncelik vermelidir. Demir takviyesi gerekiyorsa, ilaç sahurdan en az yarım saat sonra veya iftardan 2-3 saat sonra alınmalıdır” dedi.

Çinko Eksikliğine Dikkat!

0

Uzman Diyetisyen Didem Yıldız Küçük konu hakkında bilgiler verdi.

Çinko eksikliği, vücutta yeterli çinko seviyelerinin sürdürülememesi durumunu ifade eder. Çinko, vücut için esansiyel bir mineraldir, yani vücut bu minerali dış kaynaklardan almak zorundadır, çünkü doğal olarak üretemez. Çinko, birçok biyolojik süreçte yer alır ve bağışıklık sistemi fonksiyonları, hücresel bölünme, protein sentezi, yara iyileşmesi ve DNA sentezi gibi bir dizi önemli görevi vardır.

Çinko eksikliği, çeşitli semptomlara ve sağlık sorunlarına neden olabilir. Bazı yaygın belirtiler şunlar olabilir:

*Bağışıklık Zayıflığı: Çinko, bağışıklık sisteminin düzgün çalışması için önemlidir. Çinko eksikliği, tekrarlayan enfeksiyonlara veya daha uzun süren iyileşme süreçlerine yol açar.

*Cilt Problemleri: Çinko eksikliği, ciltte kuru, pullu veya tahriş olmuş bir duruma neden olabilir. Ayrıca, yara iyileşme süreci de etkilenir.

*Saç Dökülmesi: Çinko eksikliği, saç dökülmesine neden olabilir. Saç ve tırnak sağlığı, çinkonun etkisi altındadır.

*Göz Sorunları: Özellikle gece körlüğü gibi göz sağlığı sorunları, çinko eksikliği ile ilişkilendirilebilir.

*Ruhsal Durum Bozuklukları: Çinko eksikliği, depresyon, anksiyete ve diğer ruhsal durum bozukluklarına sebep olur.

*Büyüme ve Gelişme Sorunları: Çocuklarda ve gençlerde çinko eksikliği, büyüme ve gelişme sorunlarına yol açar.

Çinko eksikliği riski, düşük çinko içeren bir diyet, emilim sorunları, kronik hastalıklar veya sindirim sistemine zarar veren durumlar gibi faktörlere bağlı olarak artabilir. Çinko eksikliğinin teşhisi bir sağlık profesyoneli tarafından yapılır ve genellikle kandaki çinko düzeylerini ölçmek için laboratuvar testleri kullanılır.

Çinko eksikliğini önlemek veya düzeltmek için çinko açısından zengin gıdaların (örneğin kırmızı et, tavuk, balık, süt ürünleri, kabak çekirdeği, fasulye) düzenli olarak tüketilmesi veya çinko takviyelerinin kullanılması önerilebilir.

Dijital Göz Yorgunluğuna Dikkat

0

Gözde kuruluk, kanlanma yabancı cisim hissi, yanma, batma, görmede bulanıklık, gözleri kapatma isteği, baş ağrısı vb. yakınmalarınız varsa, bilgisayar tarzı cihazların kullanımından kaynaklanan ‘’dijital göz yorgunluğundan muzdarip olabilirsiniz. Çağın Göz Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Kürşat Çağın dijital göz yorgunluğu hakkında bilgi verdi.

Dijital göz yorgunluğu; masaüstü, dizüstü, tablet, e-kitap okuyucu, cep telefonu gibi cihazların uzun süre kullanımına bağlı olarak gözde oluşan bir rahatsızlıktır. Yaklaşık 10 erişkinden 9’u (%88) günde en az 2 saat veya daha fazla zamanını, yine 10 kişiden biri ise uyanık kaldıkları sürenin ¾’ünü dijital cihazlar karşısında geçirmektedir. Üstelik kullanıcıların büyük kısmı, bir değil birden çok dijital cihaz kullanmaktadır. Günlük yaşamlarında bu teknolojiyi kullanmak zorunda kalan erişkinlerin %65’i dijital göz yorgunluğu ilişkin gözde kuruluk, kanlanma, yabancı cisim hissetme, yanma, batma, görmede bulanıklık, gözleri kapatma isteği, baş ağrısı gibi yakınmalarda bulunurlar.

Dijital göz yorgunluğu neden oluşur?

Dijital göz yorgunluğu nedenlerinden bir tanesi bilgisayar karşısında görüntüyü netleştirmek amacıyla yapılan uyum (akomodasyon) çabasıdır. İnsan gözü 3 metreden yakın objeleri netleştirmek için uyum yapar. Uyum esnasında göz merceğinin tutunduğu kaslar kasılır ve göz merceği kalınlaşır; yani kırma gücü artar ve obje net olarak görülür. Ayrıca değişen ışık şiddetine bağlı olarak göz bebeği de bir ufalır bir genişler. Bu hareketlerin tümü göz içindeki kaslar yardımı ile yapıldığından, uzun süreli çalışma sonucunda gözde yorgunluk oluşur. Buna ek olarak, bilgisayar karşısında göz kırpma hareketleri azalır ve gözyaşı buharlaşarak gözden uzaklaşır. Yine bilgisayarın oluşturduğu sıcak hava göz yüzeyinde kurumaya sebep olur. Kornea yüzeyinin gözyaşı ile sıvanamadığı bu gibi durumların sonucunda ‘’dijital göz yorgunluğu’’ olarak tanımlanan hastalığın belirtileri ortaya çıkar.

Dijital göz yorgunluğunu önlemek mümkün

Dijital göz yorgunluğunu önlemek için gözlük, lens, yapay gözyaşı damlaları gibi birtakım ürünler teknoloji kullanıcıların hizmetine sunulmuş olsa da dijital göz yorgunluğu ile mücadele etmenin en kolay yolu, göz kırpma sayısını arttırmaktadır. Bu basit bir yöntem gibi gözükse de gözün ıslanması ve beslenmesi için son derece önemlidir. Dijital göz yorgunluğunun önlenmesinde diğer bir yol ise 20-20-20 kuralıdır. Bu kural her 20 dakikada bir en az 20 saniye boyunca, 2 feet (6 metre) uzağa bakmak suretiyle yapılan bir egzersizdir. Ayrıca dijital cihazın ekran parlaklığının azaltılması da yorgunluğun önlenmesine katkıda bulunacaktır.

Bazı gözlük üreticileri değişik filtre ve materyaller kullanarak kullanıcının daha keskin bir görüntü elde etmesini, ekrandan yansımayı önleyerek gözün yorulmasını engellemeyi başarmışlardır. Gözlük camlarında yaygın olarak kullanılan AR (anti reflektan) kaplamalar yansımayı azaltarak görme keskinliği ve kontrastını arttırmaktadır. Bu anlamda asferik camlar da ışık saçılmasını önleyen ileri teknoloji ürünleridir.