Ana Sayfa Blog Sayfa 49

Berna Ertuğ’dan bahar mevsimini kolay geçirmek için öneriler

0

Bahar mevsiminin gelmesiyle beraber birçok kişide halsizlik, eklem ağrıları ve sürekli uyku isteği gibi şikayetler ortaya çıkıyor. Bahar yorgunluğu olarak adlandırılan bu durum insan metabolizmasında gerçekleşen bazı değişimlerden kaynaklanıyor. Bahar ayları bazı kişiler için daha çok spor yapma, hayatı düzene sokma, sağlıklı beslenme gibi durumları çağrıştırsa da, pek çok kişide isteksizlik, kaygı ve hatta depresyona bile yol açabiliyor.

Bu tür problemlerden kurtulabilmek için ilk olarak beslenme alışkanlıklarının ve fiziksel aktivitenin gözden geçirilmesi, günlük yaşam rutininde küçük değişiklikler yapılması geçiş mevsiminin daha kolay atlatılması için büyük önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Berna Ertuğ, bahar yorgunluğunu atlatmak için önerilerde bulundu. 

Bahar mevsimini kolay geçirmek için aşağıdaki önerileri uygulayın;

1- Yeterli ve dengeli beslenin: Günün en önemli öğünü kahvaltıyı kesinlikle atlamayın. Besin çeşitliliğine önem verin ve tek tip beslenmekten kaçının. Bütün besin gruplarını içeren bir öğün tüketmeye çalışın. Örneğin bir öğününüzü kıymalı sebze yemeği veya tavuklu salata, 1 su bardağı ayran ve 1 dilim ekmek şeklinde hazırlayarak besin çeşitliliğini sağlayabilirsiniz. Beyaz undan yapılmış besinler yerine kepek, çavdar, tam buğdaydan yapılmış tahıllı besinleri tercih edin.

2- Az az sık sık beslenin: Düzensiz tüketilen öğünler, uzun süre açlıklar kan şekerinin dengesiz düşmesine ve yükselmesine neden olabileceği için bahar yorgunluğu belirtileri daha kötü hale gelebilir. Dolayısıyla günde 3 ana, 3 ara öğün olacak şekilde az az sık sık 6 öğün tüketmeye çalışın. Kendiniz 3-4 saatten fazla aç bırakmamaya özen gösterin. Tükettiğiniz miktarlara yani porsiyonlarınıza dikkat etmeye çalışın. 

3- Susamadan su için: Havaların ısınmasıyla oluşabilecek su kayıplarını önlemek ve mevsimsel değişikliğe bağlı dolaşım problemlerinden kurtulmak için bol bol su tüketin. Susamadan su içmeyi alışkanlık haline getirmeye çalışın. Günlük 2-3 lt (10-15 su bardağı) su tüketerek dolaşım sistemini daha düzenli hale getirmiş ve toksinlerden kurtulmayı sağlamış olursunuz.

4- Alkol tüketimine dikkat edin: Mevsim geçişlerinde yüksek miktarlarda tüketilen alkol problemlerinizin daha çok artmasına neden olur. Bu nedenle alkol tüketimini sonlandırın ya da sınırlandırın.

5- Kontrollü kafein tüketin: Gün içerisinde yorgunluğu atmak, uyanık kalmak için sıkça tüketilen çay, kahve gibi kafeinli içecekler kontrol altında tutulmalıdır.  Yüksek miktarlarda alınan kafein kalp çarpıntısına ve vücuttan su kaybına neden olabileceği için özellikle mevsim değişikliğindeki sıkıntıları tetiklememek adına kafein alımı minimumda olmalıdır. Kahve, çay, asitli içecekler gibi kafeinli içecekler yerine rahatlatıcı özelliğinden dolayı bitki çaylarını tercih edebilirsiniz.

6- Yeterli ve düzenli C vitamini alın: Gün içerisinde özellikle C vitamini içeren sebze ve meyve tüketimini artırın. Beslenmenize brokoli, ıspanak, yeşil sivri biber, maydanoz gibi yeşil yapraklı sebzeler ve portakal, kivi, kuşburnu, greyfurt gibi meyveler ekleyin.

7- Uyku düzenine özen gösterin: Uykusuzluk ve düzensiz uyuma kendinizi daha yorgun hissetmenize neden olur. Düzenli uyku saatleri gün içerisinde daha enerjik hissetmenize yardımcı olacaktır. Günde 6-8 saat uyumaya çalışın.

8- Fiziksel aktivitenizi artırın: Haftada 3 gün yapılan tempolu yürüyüşler, yüzme, gevşeme egzersizleri yorgunluğa karşı korur. Spor yapmaya vaktiniz yoksa aktif yaşam tarzı için yürüyerek gidebileceğiz yerlere araba kullanmama, asansör yerine merdivenleri tercih etme gibi küçük aktivitelerle de fiziksel aktivitenizi artırabilirsiniz.

Tchibo’nun yeni iç giyim koleksiyonuyla hem şık hem rahat hisset!

0

Tchibo; çevre dostu ve zamansız tasarımlarıyla fark yaratan ürünlerini bir araya getirdiği “Şık ve Rahat İç Giyim Koleksiyonu” temasıyla her anınızı özel kılmaya hazır.

Her hafta yenilenen temalarıyla birbirinden fonksiyonel ve şık ürünleri bir araya getirerek müşterilerine farklı alternatifler sunan Tchibo; “Şık ve Rahat İç Giyim Koleksiyonu” ve “Stilini Yarat” temalarıyla evinin konforunda şıklık arayanlar ve stiline hem zarif hem de zamansız bir dokunuş getirmek isteyenler için sayısız seçenek sunuyor.

Ev giyiminde hem konfor hem şıklık arayışına çevre dostu seçenekler

Çeşitli renkler ve tasarımlarıyla Tchibo’nun yeni temasının öne çıkan ürünlerinden pijama modelleri, herkes için konfor, şıklık ve estetik sunuyor. Doğayı ve çevreyi koruyan sürdürülebilir tarım sonucu üretilen pijama takımı, hem sağladığı yüksek giyim konforu hem floral desenleriyle enerjinizi yükseltecek. Dantelli paça ve yakalarıyla dikkat çeken bir diğer sürdürülebilir pijama takımı, kaliteli elastan kumaşıyla daha fazla esneklik sağladığı gibi yıkamaya da dirençli. Organik pamuktan üretildiği için oldukça rahat, çevre dostu slip külot, farklı desen ve renklerle 5’li setten oluşuyor.

Tchibo’yla kendini keşfet, stilini yarat

Spordan ofise, her kombin ve ortama uygun ince örgülü kazak, zamansız şıklığıyla dikkat çeken sürdürülebilir bir ürün. Günlük görünümleri oluşturmak için ideal çizgili hırka, modern ve klasiği bir araya getiren tasarımıyla öne çıkıyor. Chino pantolon, ince detayları ve nefes alan yapısıyla konfor ile şıklığı bir arada sunuyor. Hafif ve sıcak tutan dolgu malzemesiyle kapitone mont, çevre dostu evoPel malzemesi sayesinde su ve rüzgar geçirmiyor. Stilinizi ifade etmenin ve görünümünüzü tamamlamanın mükemmel bir yolu shopper çanta, geniş ana ve ilave bölmeleriyle size küçük seyahatlerde dahi eşlik edebilecek.

Ürünlerin kodları ve fiyatları

676875Kadın Pijama Takımı 899,00TL

676895Dantelli Kadın Pijama Takımı 1.099,00TL

6768605 Adet Kadın Slip Külot 949,00TL

674980Kadın İnce Örgülü Kazak 849,00TL

674954Kadın Hırka 1.099,00TL

674851Kadın Chino Pantolon 1.299,00TL

675102Kadın Kapitone Mont 1.699,00TL

Taşcı: Değişen beslenme şekli şeker hastalarını etkileyebilir

0

Ramazan ayında oruç tutmak ortalama 13 saat kadar açlık gerektiriyor. Özellikle diyabet hastalarının bu ayda çok dikkatli olması ve sağlıklarını korumak için bazı önerileri uygulaması önem taşıyor. Dahiliye Uz. Dr. Onur Taşcı, diyabet hastalarına sağlıklı bir Ramazan için önerilerde bulundu.

Değişen beslenme şekli şeker hastalarını etkileyebilir

Şeker hastalarının bir kısmı Ramazan ayında oruç tutmak istemektedirler. Hastalığın tipi (Tip 1 ve Tip 2 ), ciddiyeti ve kullanılan ilaçlara göre hastalara farklı önerilerde bulunulabilmektedir. Özellikle değişen beslenme şekli ve uzun süreli su tüketememe hastalarda önemli sorunlara neden olabilmektedir. Şeker hastaları oruç tutarken şeker yüksekliği (hiperglisemi), şeker düşüklüğü (hipoglisemi) , diyabetik ketoasidoz, sıvı kayıpları ve tansiyon düşüklüğü gibi durumlarla karşılaşabilmektedirler.

İnsülini dengelemeyi öğrenerek oruç tutabilirsiniz

Düşük riskli hasta grupları Ramazan öncesi verilen eğitim ve destekle oruç tutabilmektedirler. Kontrol altında diyabeti olan, oral antidiyabetik ve tek doz bazal insülin alan hastaların yakın takiple oruç tutabilecekleri belirtilmektedir. Kullanılan ilaçlara göre bazı yan etkiler ortaya çıkabilmektedir. Bulantı, kusma, midede yanma, şişkinlik veya şeker düşüklüğü görülebilmektedir. Hekimlere danışarak Ramazan’da kullanılan ilaçların dozları ve grupları değiştirilebilir. Günde tek öğün uzun etkili insülin kullanan hastaların insülin dozları azaltılabilmektedir. Hastanın beraberinde kullandığı tansiyon, kolesterol gibi ilaçların da dozları ve saatleri ayarlanmaktadır.  

Riskli gruplar dikkat etmeli!

Çoklu insülin tedavisi alan tip 1 ve 2 diyabet hastaları,  gebeler, kontrolsüz diyabeti olanlar, böbrek ve kalp yetmezliği olanlar, yoğun fiziksel aktivite gerektiren iş yapanlar, son 3 ay içinde diyabetik ketoasidoz yaşayan hastalar ve kanser tedavisi alan hastaların oruç tutması önerilmemektedir.

Yüksek riskli şeker hastaları ısrarla oruç tutmak isterse acil durumlar konusunda bilgilendirilmeli,  şeker yüksekliği ve düşüklüğü gibi durumlarda oruç bozmaları gerektiği belirtilmelidir.  Kronik hastalığı olan bireylerin oruç tutmamaları dini kurumların da onayladığı bir durumdur.

Bu besinlerle tok kalabilirsiniz

Şeker hastaları iftar ve sahur arasındaki süreyi iyi değerlendirmelidir. Hastalardaki sıvı kayıpları olumsuz sonuçlar doğurabilir. Özellikle iftara bol suyla başlanmalı ve sahura kadar yeterli (1,5-2litre) sıvı alımı sağlanmalıdır. Şekerli içeceklerden kaçınılmalıdır. Çay, kahve gibi kafein içeren içeceklerin idrar söktürücü etkisi bulunmakta olup, bu içecekler de az tüketilmelidir. 

Hastalar iftarda bol karbonhidratlı besinlerden kaçınması önerilmektedir. Gerekirse iftar ve sahur arasına düşük kalorili ara bir öğün eklenebilmektedir. İftarda çorba hafif kahvaltılıklar ve salatayla başlanıp ana öğüne geçilebilir. İftarda ekmek, pide, makarna, pilav gibi karbonhidrat içeriği yüksek olan besinlerden kaçınmak gerekmektedir. Tatlı tüketimini en aza indirerek, tüketilecekse de sütlü tatlılardan küçük porsiyonlar tüketilebilir. Protein içeriği yüksek besinler gün içinde tok kalmaya yardımcı olabilir. Sahurda peynir, süt, yumurta, yoğurt gibi besinler gün içinde daha uzun süre tokluk oluşturabilir.

Türkçe Dört Beceri Sınavı uluslararası geçerlik belgesi aldı

0
ANKARA – Millî Eğitim Bakanlığınca uygulanan Türkçe Dört Beceri Sınavı, Avrupa Dil Testi Uygulayıcıları Birliği (ALTE) tarafından tescillendi ve uluslararası geçerlik belgesi aldı.
 
Türkçe okuma, yazma, dinleme ve konuşma becerilerini ölçen Türkçe Dört Beceri Sınavı, Diller İçin Avrupa Ortak Başvuru Metni (CEFR) esas alınarak 2016’da geliştirilmeye başlandı.
 
Sınav, kişisel gelişim ve mesleki ihtiyaçlar doğrultusunda Türkçe dil becerilerine ilişkin durumunu belgelendirmek isteyenlerin dil yeterliliklerinin ölçülmesi amacıyla uygulanıyor. Sınavda, dört temel dil becerisine yönelik açık uçlu ve çoktan seçmeli sorular yer alıyor.
 
Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğünce yazma becerilerinin değerlendirilmesi ile başlatılan sınav süreci, diğer dil becerilerinin değerlendirilmesi ile devam ediyor.
 
Sınav, uluslararası standartlarda tasarlanan dil laboratuvarlarında ve e-Sınav salonlarında tümüyle elektronik ortamda, aday adına tanımlanmış bilgisayarlarda gerçekleştiriliyor. Adayların, bilgisayarları hem fare ve klavye yardımıyla hem de dokunmatik olarak kullanılabildiği sınavda, kalem ve kâğıda gerek kalmıyor. Sınavın dinleme ve konuşma bölümlerinde, ortam seslerinden etkilenmeyen yüksek kalitede kulaklıklar kullanılıyor.
 
Sınavın 17 standarda sahip olduğu tescillendi
Sınavın uluslararası standartlara uygun şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla ALTE kuruluşunun belirlediği standartlar esas alınarak çalışmalar yürütüldü.
 
Türkçe Dört Beceri Sınavı, uluslararası düzeyde kabul gören bir kuruluş olan Avrupa Dil Testi Uygulayıcıları Birliği (ALTE) tarafından tescillenerek sınava Q-Mark belgesi verildi. Sınav sonuçları, bu belge ile uluslararası arenada geçerliğe sahip oldu ve ALTE kuruluşuna tam üyelik elde etti.
 
Sınavın, ALTE’nin dil becerilerinin değerlendirilmesi için belirlediği 17 standarda sahip olduğu tescillendi. Bu standartlar, “dört beceriye yönelik testlerin oluşturulması”, “testin yönetimi ve güvenliği”, “test sonrasında sorulara verilen cevapların puanlandırılması”, “test maddelerine ve testin geneline yönelik analizlerin yapılması” ve “adaylara sonuçların açıklanması” başlıklarından oluşuyor.
 
ALTE’ye başta Almanya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İspanya, İtalya olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde dil becerileri sınavları yürüten kuruluşlar üye bulunuyor. Bu kuruluşlar da dil sınavlarını ALTE tarafından belirlenen standartlara göre gerçekleştiriyor.
 
Bakanlıkça uygulanmaya devam edecek olan sınavla, Türkçenin doğru ve güzel kullanımının geliştirilmesine katkıda bulunulması amaçlanıyor.

LBO Çocuk ve Çok Sesli Gençlik Korosu 10. Yıl Konseri beğeni ile izlendi

0

KKTC – Lefkoşa Belediye Orkestrası (LBO) bünyesinde yer alan LBO Çocuk Koroları ve Çok Sesli Gençlik Korosu dün akşam koronun 10. Yılına özel bir konser verdi.

Şef Hare Yakula yönetiminde sahne alan koroya Ercüment Şeker de piyanosuyla eşlik etti.

Koronun 10. yılına özel olarak Lefkoşa Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen konserde seslendirilen müzikallerden şarkılar ve çok sesli klasik ezgiler izleyenlerin büyük beğenisini kazandı.

LTB Başkanı Harmancı: “Gelecek çocuklarımız gibi aydınlık olacak”

LTB Başkanı Mehmet Harmancı konser başlangıcındaki konuşmasında şunları kaydetti: “Onlarla da, öğretmenleri ile de gurur duyuyorum. Bu yıl koronun 10. gurur yılını yaşıyoruz. Şefimiz Hare Yakula ile Ercüment Şeker’e ve yeniliklere açık olan Direnç Sarıca’ya  çok teşekkür ediyorum. İyi ki varlar. Bugün yaşananlara üzülmeye gerek yok, gelecek onlar gibi aydınlık ve pırıl pırıl olacak.Bizlere güvendiğiniz ve çocuklarınızı eğitmenlerimize emanet ettiğiniz için hepinize teşekkür ediyorum”

Bolat: Ödevi Zorla Yaptırabilirsiniz Ancak Öğrenmeyi Zorla Sevdiremezsiniz

0

Eğitim Bilimci Dr. Özgür Bolat, Ataşehir Adıgüzel Meslek Yüksekokulu ve Adıgüzel Eğitim Kurumları tarafından düzenlenen “Öğrenci Motivasyonu Nasıl Sağlanır?” konulu seminerde okulların Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık birimi öğretmenleriyle bir araya geldi. 

Ataşehir Adıgüzel Meslek Yüksekokulu ve Adıgüzel Eğitim Kurumları tarafından eğitim sistemimize katkı sunmak ve eğitimcilerimizi desteklemek amacıyla gerçekleştirilen seminerde, hem ebeveynlerin hem eğitimcilerin çocukların motivasyonunu sağlamaya çalışırken yaptıkları doğru ve yanlışlar üzerinde duran Dr. Özgür Bolat, “Üzüldükleri bir durumda çocuklara ‘Bunda üzülecek ne var?’ demek ‘Senin şu an hissettiğin duygunun bir önemi yok,’ mesajı vermektir. Bu çocuklar bir noktadan sonra duygularını söylemeyi bırakıyorlar,” diye konuştu. 

Çocukların zeki olarak etiketlendiğinde zekalarını ispatlamak için çalışmayı bırakma eğilimine girdiklerini söyleyen Bolat, “Yetenekte de benzer bir mantık söz konusudur. Örneğin bazı çocuklar spora başlayıp bir süre sonra bırakır. İşte bu çocuklar yetenekli olarak etiketlenen ya da yetersizlik duygusu olan çocuklar. Çünkü çocuk spora başlıyor ve hemen öğreniyor ama birkaç ay sonra hata yapma süreci başlıyor. Bu çocuklar hata yapmayı göze alamıyor. Hatasına tolerans gösterilmeyen çocuklar deneme yapmaktan korkuyor ve denemekten vazgeçerek eleştirileri engelliyorlar, “ dedi.

“Ödül ve Ceza İç Motivasyonu Sağlamaz”

Dr. Özgür Bolat, çocukları motive etmeye çalışırken korkunun kullanılmasının negatif etkilerinin yanı sıra ödül ve ceza kavramlarına da değindi. Ödül ve cezayla çocuğa istenilen davranışın yaptırılmasının mümkün olduğunu ancak iç motivasyonun bu yöntemle sağlanamayacağını ifade eden Bolat, “Çocuğa zorla kitap okutabilirsiniz ancak bu şekilde kitap okumayı sevdiremezsiniz. Ödevi zorla yaptırabilirsiniz ancak öğrenmeyi sevdiremezsiniz. Ödül ve ceza iç motivasyonu bastırır ve önemli olan bunun nedenini bulmaktır, “ diyen Özgür Bolat çocukların özgüvenini inşa ederken yapılan hatalara da değinerek, “Öğrencilerimizle, çocuklarımızla hem öğretmenler olarak hem anne-babalar olarak onlarla hiyerarşik değil eşit ilişkiler kurmalıyız. Onların özgüvenini bu şekilde inşa edebiliriz. Aksi takdirde çocuğun motivasyonunun düşmesi kaçınılmazdır, “ diye konuştu.

Ülkemizde sınavların kaygıya neden olduğunu söyleyen Bolat, sınavların amaç değil, gelecek inşa etmekte birer araç olduğunu, sınavları basamak olarak gördüklerinde öğrencilerin motivasyonlarının da artacağını ifade etti.

Burçin Nuri Akal: Sosyal medya akran zorbalığını artırdı

0

Çocuklara özgürlük sınırları doğru kavratılamadığı takdirde akran zorbalığına maruz kalma risklerinin artabileceğini vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Dr. Burçin Nuri Akal, “Özellikle sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla çocuklar arasında yapılan isim takma, dalga geçme, tehdit etme hatta fiziksel şiddet gibi olumsuz davranışlar arttı. Çocuklarımızı doğru sınırlarla yetiştirmek ve olumlu davranışları teşvik etmek, ebeveynlerin ve toplumun genel sorumluluğudur” dedi.

VM Medical Park Samsun Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Burçin Nuri Akal, akran zorbalığı hakkında bilgiler paylaştı.

Çocuklarının özgür, mutlu ve özgüvenli bireyler olarak yetişmelerini isteyen ebeveynlerin bazen sınır koymakla ilgili sorunlar yaşanabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Akal, “Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle çocuklarımızın her istediklerine kolayca ulaşabilme imkânları arttı. Ancak bu durum onların toplumun değer yargılarından uzak yetişmelerine ve istediklerini anında elde etmeye alışmalarına yol açabilir. Dolayısıyla, kısa dönemde mutlu olsalar da, uzun vadede mutsuz yetişkinler olmaları söz konusu olabilir” açıklamasında bulundu.

Çocuklara özgürlük sınırları doğru kavratılamadığı takdirde akran zorbalığına maruz kalma risklerinin artabileceğini vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Dr. Burçin Nuri Akal, “Özellikle sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla çocuklar arasında yapılan isim takma, dalga geçme, tehdit etme hatta fiziksel şiddet gibi olumsuz davranışlar arttı. Bu durumda kendimizi sorgulamamız gerekiyor. Acaba sınırlar koymak istemeyen ya da koymak konusunda yetersiz kalan ebeveynler sorunun kaynağı mı?  Belki de çocuklarımıza değerlerimizi ve empatiyi öğretme konusunda yeterince çaba sarf etmiyoruz” diye konuştu.

“Sınırlar net ve tutarlı olmalı”

Eğitim sisteminin de sınırların belirlenmesi ve öğrencilerin davranışlarının yönlendirilmesi açısından önemli bir role sahip olduğunu belirten Uzm. Dr. Akal, “Ancak bazen okul ve öğretmen ilişkilerinde ya da sosyal ortamlarda sınırları belirleme konusunda dengesizlik olabiliyor. Bazı durumlarda müdahaleci bir tutum sergilenirken bazı durumlarda ise sessiz kalınabiliyor. Bu noktada ebeveynler, okullar ve toplumun diğer paydaşları arasında iletişim ve işbirliği önemlidir. Sınırların net ve tutarlı bir şekilde belirlenmesi, çocukların sağlıklı gelişmelerine ve olumsuz davranışlarından uzak durmalarına yardımcı olabilir” şeklinde konuştu.

Zorbalığın psikolojik etkileri”

Zorbalık konusunun psikiyatri kliniklerine başvuran danışanların sık karşılaştığı bir sorun olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Akal, “Zorbalığa uğrayan çocuklar ve ebeveynleri, genellikle psikolojik destek ararlar. Bu süreçte danışanların farkındalığını artırmak, empati becerilerini geliştirmek ve güvenli bir ortam sağlamak için terapi yöntemleri kullanılır. Ancak her ne kadar terapi önemli bir rol oynasa da, sorunun çözümünde ebeveynlerin ve toplumun diğer aktörlerinin de sorumlulukları bulunmaktadır. Zorbalığın önlenmesi için çocuklara değerlerin yanı sıra empati, saygı ve kabul gibi değerli becerilerin öğretilmesi gerekmektedir” dedi.

“Toplumun genel sorumluluğu”

Zorbalıktan korunma adına neler yapılabileceğine değinen Uzm. Dr. Akal, “Çocuklarımızı doğru sınırlarla yetiştirmek ve olumlu davranışları teşvik etmek, ebeveynlerin ve toplumun genel sorumluluğudur. İyi iletişim, tutarlılık ve empati temelli yaklaşımlar, çocukların sağlıklı bir şekilde gelişmelerine ve mutlu yetişkin olmalarına yardımcı olabilir. Ayrıca, eğitim sistemi ve diğer sosyal ortamlar da sınırları belirleme konusunda destekleyici bir rol oynamalıdır. Bu şekilde çocuklarımızın özgür, mutlu, özgüvenli ve topluma değer katan bireyler olarak yetişmelerini sağlayabiliriz” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Gülben Ergen Kıbrıs’ta şarkılarını aşk için söyledi ve yalnızlara umut verdi

0

Phuket detoksu sonrası yenilenen Gülben Ergen, Sevgililer Günü’nü Kıbrıs Limak Hotel’de verdiği konserle erken kutladı. Fit vücudu ve şıklığıyla dikkat çeken Ergen şarkılarını aşk için söyledi ve yalnızlara umut verdi.

Geçtiğimiz günlerde Tayland’ın meşhur tatil adası Phuket’e giden ve burada detoks kampına giren Gülben Ergen yenilenmiş olarak geri döndü. Detoks sonrası ilk kez sahneye çıkan Gülben Ergen, Sevgililer Günü etkinlikleri kapsamında Kıbrıs Limak Hotel’de sevenleriyle buluştu. İncecik fit vücudu ve bitmek tükenmek bilmeyen pozitif enerjisiyle dikkat çeken Gülben Ergen “Bu gece şarkılarımı hem sevgililer hem de aşkı arayanlar için söylüyorum. Unutmayın aşk hiç beklemediğiniz anda gelir, sürpriz yapar” diyerek ‘Sürpriz’ şarkısını seslendirdi.

Bekir Gökmen imzalı gümüş rengi elbisesi ve şık sırt dekoltesiyle dikkat çeken Gülben Ergen kulağa olduğu kadar göze de hitap etti. Kariyerinin tüm hitlerine ek olarak sevdiği şarkıları da repertuarına alan Gülben Ergen seyircisine unutulmaz bir gece yaşattı. Ergen, 16 Şubat’ta Ankara Günay’da başkentlilerle buluşacak.

Kadınların Meme Kanserinde En Merak Ettiği 5 Nokta

0

Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanserlerden biri olarak öne çıkıyor. Aile öyküsü, özellikle genç olan birinci derece akrabalarında meme kanseri gelişen kadınlarda, ilk risk faktörü olarak biliniyor. Meme kanseri erken evrede yakalandığında tedavide daha başarılı sonuçlar elde ediliyor. Memorial Şişli Hastanesi Meme ve Endokrin Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Bülent Çitgez, meme kanseri ile ilgili en çok merak edilen soruların yanıtlarını paylaştı.

1-) Genç kadınlarda meme kanseri artışı ne durumda?

Gençlerde meme kanseri riski 45 yaş üstündeki kadınlara göre daha azdır. Yirmili yaşlarda ortalama meme kanseri gelişim riski 1/1800, otuzlu yaş gruplarda 1/230 şeklindedir. Aile öyküsü, özellikle genç olan birinci derece akrabalarda meme kanseri gelişen kadınlarda, ilk risk faktörüdür. Sadece yaş göz önünde bulundurulduğunda meme kanseri tanısı almış genç kadın hasta BRCA (meme kanserine yatkınlık genleri) mutasyon taşıyıcı olma olasılığı daha fazladır. Ancak her yaş grubundaki kadınlara rutin kendi kendine meme muayenesi veya klinik muayene yapılması tıbbi kuruluşlar tarafından mutlaka önerilmelidir.

2-) Genç anne olmak meme kanserinin risk faktörlerinden biri midir?

İlk çocuğunu 35 yaşında veya daha genç yaşta doğuran kadınların meme kanseri riski azalma eğilimindedir. İlk çocuğunu daha ileriki yaşlarda doğuran kadınların ise meme kanserine yakalanma riski, ilk çocuğunu daha genç yaşta doğuran kadınlara göre yüksektir. Hamilelik sırasında meme hücreleri hızla büyür. Hamilelikten önce meme hücrelerinde herhangi bir genetik hasar varsa, hücreler büyüdükçe kopyalanır. Hücrelerdeki bu artan genetik hasar meme kanserine yol açabilir. Böyle bir genetik hasara sahip olma ihtimali yaşla birlikte artar. Bu durum yüksek yaşta anne olanların kanser riskinin endişe edici olma sebebini açıklamaktadır. 

3-) Meme kanserine yakalanan bir kadın anne olabilir mi?

Meme kanserine yönelik bazı tedaviler kadının doğurganlığını etkileyebilir. Örneğin, meme kanseri için kemoterapi yumurtalıklara zarar verebilir ve bu da bazen tedavi aldığı sırada veya sonrasında kısırlığa neden olabilir. Yine de birçok kadın tedavi sonrasında hamile kalabilmektedir. Meme kanseri tedavisinden sonra hamile kalmak güvenli olsa da bazı kadınlar hamilelik sırasında östrojen hormonu seviyelerinin yükselip tekrar kanserin nüksetmesine (kanserin geri gelmesine) neden olacağından endişe duymaktadır. Ancak meme kanseri tedavisinden sonra hamile kalan kadınlarda meme kanserinin tekrarlamasına veya ölüm riskinin daha yüksek olmasına sebep değildir.

4-) Tedavi süresince hamile kalınabilir mi?

Tedavi sırasında kullanılan ilaçların hastanın vücudundan temizlenmesi gerekmektedir. Ancak meme kanseri tedavisinden sonra hamile kalmadan önce beklenecek sürenin kesin uzunluğunu vermek zordur. Kemoterapi yumurtaların bazılarında genetik mutasyonlara (genlerdeki değişikliklere) neden olabilir. Bu mutasyonlar, bu yumurtalardan doğan çocukta sağlık sorunlarına neden olabilir. Kemoterapiyi tamamladıktan sonra hamile kalmaya çalışmadan önce en az 1 yıl beklenmelidir, böylece vücudun hasarlı yumurtaları temizlemeye zamanı olur. Kemoterapi ve diğer bazı kanser tedavileri büyüyen embriyoya veya fetüse zarar verebilir. Bu tedavilerden birini kullanırken hamile kalınırsa düşük yapma ihtimali yüksektir veya çocukta doğumsal kusurlar olabilir. Her ilacın vücuttan temizlenmesi farklı bir süre alır; bu nedenle beklenilmesi gereken süre, uygulanan tedavinin türüne bağlıdır. Tedavisi kesilirse, çocuk doğduktan sonra veya emzirmeyi bıraktıktan sonra tedaviye yeniden başlanılmalıdır. 

5-) Ailesinde meme kanseri öyküsü olan kadınlar korunma amaçlı nasıl bir yol izlemeli?

Yakın akrabalarında meme kanseri tanısı olan kadınların bu hastalığa yakalanma riski daha yüksektir. Birinci derece bir kadın akrabanıza (kız kardeş, anne, kız) meme kanseri tanısı konmuşsa riskiniz iki katına çıkar. Birinci derece akrabalardan ikisinde teşhis konmuşsa riskiniz ortalamanın 5 katıdır. Bazı durumlarda ailede güçlü meme kanseri öyküsü BRCA1 veya BRCA2 geni gibi yüksek meme kanseri riskiyle ilişkili anormal bir gene sahip olmakla bağlantılıdır. Bu yüzden meme kanserine yakalanma riskinin yüksek olduğu düşünülen kişilere genetik danışmanlık mutlaka önerilmektedir. 

Bu bireylere sağlıklı kiloyu korumak, düzenli egzersiz yapmak, alkolü sınırlamak, sağlıklı yiyecekler yemek, sigara içmemek gibi yaşam tarzı değişiklikleri önermektedir. Bu yaşam tarzını benimsemelerinin yanı sıra, ailesinde meme kanseri öyküsü olan kadınlar için hormonal tedavi ilaçları ve risk azaltıcı cerrahi gibi başka risk azaltma seçenekleri de vardır. Ayrıca hastaya, doktoru ile iletişime geçmesi, mutlaka kişiye özel ve uygun bir tarama programına girmesi önerilmektedir.

“Lefkoşa Kültür, Tarih, Bellek Sempozyumu” Tuncer Bağışkan adına atfediliyor

0

Yakın zaman önce kaybettiğimiz ülkemizin değerli arkeolog ve araştırmacılarından Tuncer Bağışkan’ın ailesi ve ARKHE bir araya geldi. 

Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Mehmet Harmancı’nın himayesinde gerçekleşen toplantıda ortak projeler üzerine fikir alışverişinde bulunuldu. Bu bağlamda, ARKHE’nin 1-2 Mart 2024 tarihlerinde düzenleyeceği “Lefkoşa Kültür, Tarih, Bellek Sempozyumu’nun Tuncer Bağışkan’ın adına atfedilmesi ve her yıl onun anısına düzenlenmesine karar verildi. 

Toplantıya LTB Başkanı Mehmet Harmancı, ARKHE Direktörü Halil Duranay, LTB Meclis Üyesi ve ARKHE Yürütme Kurulu Üyesi Özlem Ünsal ile Tuncer Bağışkan’ın ailesini temsilen kızları Özlem Arhun ve Eylem Bensel ile damadı Cemal Bensel katıldı.