Ünal Üstel: Hükümet Olarak Sağlığa Önem Veriyoruz
KKTC- Başbakan Ünal Üstel, Kanser Hastalarına Yardım Derneği başkanı Raziye Kocaismail ile yönetim kurulu üyelerini Başbakanlık Şeref salonunda kabul etti. Başbakan Ünal Üstel’e kabulde Başbakanlık müsteşarı Berhan Ongan ve Başbakanlık Özel Kalem müdürü İlgen Bağcıer de eşlik etti.
Kanserle Savaş Haftası dolayısıyla ziyaretlerine devam eden Kanser Hastalarına Yardım Derneği, bu nedenle Başbakan Ünal Üstel’e bir ziyaret gerçekleştirdi.
Ziyarette bir konuşma yapan Başbakan Ünal Üstel, Kanser Hastalarına Yardım Derneği’ni görmekten kaynaklı duyduğu mutluluğu dile getirdi. İnsan Sağlığı konusunun hükümetin önem verdiği konuların başında geldiğine vurgu yapan Başbakan Ünal Üstel, “Kanser denildiği zaman durup bir düşünmeli ve bu hastalığı yaşayan insanlarımızı bir adım ileriye götürmek için ne yapılması gerektiği ile çalışmalar yapılmalıdır. Bizler hükümet olarak insanlarımızın bir an önce şifa bulmaları açısından elimizden gelen gayreti göstermeye çalışıyoruz. Hükümet olarak biz gereken gayreti göstermeye çalışırken Kanser Hastalarına Yardım Derneği’nin de gösterdiği eforu görmezden gelemeyiz. Dernek kurulduğu günden itibaren hükümetlerle işbirliği içerisinde girerek çalışmalar yapmaktadır. Bu vesileyle Kanser Hastalarına Yardım Derneği’nin gösterdiği emekler için tebrik ederim” dedi.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kanser hasta sayısının fazla olduğuna dikkat çeken Başbakan Ünal Üstel, “Ülkemizdeki Kanser Hasta sayısının yüzdeliği maalesef fazladır. Ülkemizde Kanser Hastalığı vakalarının neden bu boyuta geldiğini sorgulamamız gerekmektedir. Özellikle pandemi sürecinde, sonrasında yaşanan ekonomik süreçte, akabinde yaşanan Rusya – Ukrayna savaşı, şimdide altı aydır devam eden İsrail – Filistin savaşından kaynaklı ilaca erişimde zaman zaman zorluklar yaşanmıştır. Ama yaşanan bu zorlukları Anavatan Türkiye Cumhuriyeti sayesinde ve birlikte kurduğumuz üst düzey ilişkiler nedeniyle fazla zaman kaybetmeden çözebildik. Bundan sonraki süreçte de planlı ve programlı şekilde hastalarımızın gerek duyduğu ilaçları temin etmeye devam edecek ve Onkoloji Hastanesinde yaşanan tüm sorunları gidererek, çözüm bulacağız” şeklinde konuştu.
Ülkeye yeni sağlık merkezlerinin yapılacağını ifade eden Başbakan Ünal Üstel, “Güzelyurt Hastanemiz için önümüzdeki günlerde ihaleye çıkılacak, Girne yılsonu yeni hastanesine kavuşacak, Lapta ve Değirmenlik halkı için yeni Sağlık Ocağı yapılacaktır. Hayata geçilecek sağlık merkezleri için gerekli çalışmalar yapılmıştır. Anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti’nin de desteğiyle en kısa zamanda hayata geçirmeyi hedeflemekteyiz” dedi.
KOCAİSMAİL: “KANSER HASTALARINA YARDIM DERNEĞİ’NİN YILLARDIR YAŞADIĞI VE ÇÖZÜME KAVUŞMAYAN BİRÇOK SORUNUNU ÇÖZÜME KAVUŞTURAN BAŞBAKAN ÜNAL ÜSTEL’E TEŞEKKÜR EDERİZ”
Kabulde bir konuşma yapan Kanser Hastalarına Yardım Derneği başkanı Raziye Kocaismail, “Başbakanımız Ünal Üstel’in sıkıntılarımızı dinlemek içinbiz talep etmeden Derneğimize randevu vermesi, bizler için o kadar anlamlıydı ki hakikaten sevildiğimizi ve yanımızda olunduğunu hissettirdi ve bizlere güç kattı. Kanser Hastalarına Yardım Derneği’nin yıllardır yaşadığı ve çözüme kavuşmayan birçok sorununu çözüme kavuşturan Başbakan Ünal Üstel’e teşekkür ederiz. Özellikle yaşanan Pandemi sürecinde ve Deprem sonrasındaki dönemde Dernek olarak ödemelerin altından kalkmada zorluk yaşadık. Fakat hükümetimizin sağladığı destek ile bu zor durumun altından kalkabildik. Başbakanımız Ünal Üstel verdiği sözü yerine getiren bir siyasetçidir. Bu vesileyle tekrardan kendisine derneğimize verdiği tüm desteklerden dolayı teşekkür ederim ” şeklinde konuştu.
Sibel Tatar: Ülkemizde tarihi birikimin mirası, yeteri kadar korunmuyor
KKTC- Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın eşi Sibel Tatar, Turizm Haftası etkinlikleri kapsamında, Yunus Emre Enstitüsü (YEE) ev sahipliğinde Dünya Barış Üniversitesi, Sürekli Eğitim ve Araştırma, Turizm Araştırma, Geliştirme ve Uygulamaları Merkezi tarafından düzenlenen “KKTC’de Sürdürülebilir Kültürel Miras Paneli’ne katıldı.
Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın eşi Sibel Tatar, Turizm Haftası etkinlikleri kapsamında, Yunus Emre Enstitüsü (YEE) ev sahipliğinde Dünya Barış Üniversitesi, Sürekli Eğitim ve Araştırma, Turizm Araştırma, Geliştirme ve Uygulamaları Merkezi tarafından düzenlenen “KKTC’de Sürdürülebilir Kültürel Miras Paneli’ne katıldı.
Botoks, Spastisite (Kasılma) Tedavisinde Hastalarının Yaşam Kalitesini Arttırıyor
Estetik ve güzellik alanında yaygın kullanımı ile bilinen Botulinum Toksin (Botoks), Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniği’nde “Spastisite (Kasılma)”tedavisinde uygun dozlarda ve uygun teknikle uygulanarak hastaların günlük aktivitelerini daha rahat yapmasını sağlayarak yaşam kalitesini arttırıyor.
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuba Erdem Sultanoğlu, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon EMG Ünitesi’nde Spastisite tedavisinde botoks uygulamaları gerçekleştiriyor.
Spastisitede Botulinum Toksin (Botoks) tedavisi hakkında bilgiler veren Doç. Dr. Tuba Erdem Sultanoğlu, beyindeki veya omurilikteki kas hareketini kontrol eden sinir yollarındaki hasara bağlı olarak kasların aşırı ve istemsiz kasılması durumunun “Spastisite (Kasılma)” olarak adlandırıldığını ifade etti. Doç. Dr. Sultanoğlu, “İnme (felç), omurilik yaralanması, travmatik beyin yaralanması, serebral palsi, multipl skleroz gibi birçok hastalıkta kasların aşırı ve istemsiz kasılması durumu ile karşılaşabilmekteyiz. Beyin felci diye bilinen inme; beyine giden damarlarda bir tıkanıklık ya da kanama sonucu beyin hücrelerinin hasar görmesi ve buna bağlı olarak hastanın vücudunun bir tarafının hareket yeteneğini tamamen ya da kısmen kaybedilmesi durumudur.” dedi.
Felç, Yaşam Kalitesini Önemli Ölçüde Etkileyen Ciddi Bir Sağlık Sorunudur!
Felcin, dünya genelinde yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen ve birçok insanın yaşamını değiştiren ciddi bir sağlık sorunu olduğunu ifade eden Doç. Dr. Sultanoğlu, “Dünyada ve ülkemizde en yaygın engellilik nedenlerinin başında gelen felç sonrası etkilenen tarafta, normal hareketi engellemesi durumu olan spastisite ortaya çıkmaktadır. Vücudun tamamında yaygın olarak veya el, dirsek, omuz, el bileği, parmaklar, ayak bileği gibi küçük bir bölümde de spastisite görülebilir.” diye konuştu.
Spastisitenin Hastaya Zararları Nelerdir?
Kasların aşırı ve istemsiz kasılmasının hastayı hem fonksiyonel hem de psikososyal olarak olumsuz etkileyebildiğini kaydeden Sultanoğlu, “Örneğin hastanın eli yumruk yapacak şekilde kasılır ve bu eli açan kaslarda hareket ortaya çıkmasını engeller. Hatta kasılmanın çok olduğu kişilerde bir başkasının yardımı ile bile hastanın eli açılamaz. Eklemlerde hareket bozukluklarına ve sabit eklem kısıtlılığı dediğimiz kontraktüre yol açarak şekil bozukluğuna (deformitelere) neden olur.
İstemsiz kasılmaya bağlı hastanın yürüyüşü, fizik tedavi uygulamaları esnasında rahat pozisyonlanması, ortez dediğimiz cihazları kullanması zorlaşır. Ayaklarda ve ayak parmaklardaki spastisite adım atmayı zorlaştırarak dengenin bozulmasına, düşme riskinin artmasına, ayakta nasırlaşma ve ayakkabı kullanımının zorlaşmasına neden olur. İstemsiz ve aşırı kasılma ağrıya ve yatak yarasına (bası yarası) yatkınlığın artmasına neden olur. Günlük yaşamı etkileyen ağrı ve gece kasılmaları uyku sorunlarına neden olabilir. Omuz, dirsek, el bileği kaslarındaki kasılmalar ile hasta kişisel hijyenini ve bakımını yapamaz, transferlerinde yardım almak zorundadır. Böylece hasta günlük yaşamında tam bağımlı hale gelir ve toplumdan izole olmaya başlar.” ifadelerine yer verdi.
Hasta Özel Hazırlanmış Bir Programla Tedavi Edilmeli!
Spastisitenin ağrıya neden olması, günlük yaşam aktivitelerini engellemesi durumunda hareketliliği ve bağımsızlığı geliştirmek için tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Sultanoğlu, bazen spastisiteyi tedavi etmeden takip ettikleri durumlar da olduğunu belirterek şunları kaydetti:
“Örneğin kalçanın ve dizin ayakta durmayı sağlayan kaslarında aşırı kasılma olması hastanın yürümesinde ve ayakta durmasında yardımcı olabilir. Bacak kaslarındaki kasılma damarlarda pıhtı oluşmasını önleyebilir. Gövde kaslarındaki kasılma öksürmeye yardımcı olup balgam birikimini önleyebilir. Spastisiteden fonksiyonel olarak faydalandığımız bu durumları bilerek hangi hastada spastisitenin ne zaman ve nasıl tedavi edileceğinin belirlenebilmesi önemlidir. Bu nedenle hastanın spastisite konusunda deneyimli fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı tarafından ayrıntılı muayenesi sonrasında hastaya özel hazırlanmış bir programla tedavi edilmesi gereklidir.”
Spastisite ile Mücadelede Etkili Yöntem Botulinum Toksin!
Spastisite tedavisinin hastanın ihtiyaçları, tercihleri ve hedeflerine göre değişiklik gösterdiğini dile getiren Doç. Dr. Tuba Erdem Sultanoğlu, her hastaya yönelik ayrı bir program olarak uygulanmasının önemi üzerinde durdu. Hastanın yaşam kalitesini bozan spastisite ile mücadelede çok fazla tedavi yönteminin maalesef bulunmadığını belirten Doç. Dr. Sultanoğlu, “Genelde ilaçlar spastisite tedavisinde ilk seçenek olmakla birlikte yeteri kadar kas gevşemesi sağlayabilmek için çıkılan dozlarda baş dönmesi, sersemlik, karaciğer enzimlerinde yükselme gibi yan etkiler ortaya çıkmakta ve bu nedenle etkileri sınırlı kalmaktadır.” dedi. Spastisite ile mücadelede etkili yöntemin botulinum toksin tip A enjeksiyon tedavisi olduğunu kaydeden Düzce Üniversitesi öğretim üyesi, “Halk arasında botoks olarak bilinen genellikle kadınların yüzlerinde yaşla birlikte derinleşen mimik çizgilerini ortadan kaldırmak için yüz kaslarına uygulanan bu ilaç aslında bir mikrobun ürettiği ve sonradan sentetik olarak üretilen çok güçlü bir kas gevşeticidir. Botoksun yapıldığı kasta doza bağlı olarak 3-6 ay süren bir gevşeme sağlanır. Bu sürede hastaya yoğun fizik tedavi ve egzersiz uygulanmasıyla güçsüz kaslar güçlenir ve ilacın etkisi geçtiğinde ise bu kaslar hareket ettirilebilir hale gelebilmektedir. “şeklinde konuştu.
“Tek Seansta Birçok Kasa Uygulayabilmekteyiz!”
Hastanın durumuna göre botoks enjeksiyonlarına 3-6 ay aralıklarla uzun süre devam edilebildiğini söyleyen Doç. Dr. Sultanoğlu, “Kol ve bacak kaslarına güvenle yapabildiğimiz bu enjeksiyonları, tek seansta birçok kasa uygulayabilmekteyiz. Tedavide başarıyı belirleyen bazı önemli noktalar vardır. Botoksun, özellikle deformite dediğimiz kalıcı değişiklikler meydana gelmeden önce erken dönemlerde yapılması, botoks uygulanacak kasın doğru tespiti için EMG ve/veya ultrason cihazlarının kullanımı tedavi başarısını arttırır. Kas içerisine ince iğne uçlarıyla ulaşıp EMG cihazı eşliğinde uygulanan botoks ile tedavi edilmek istenen hedef kasa ulaşmış oluruz. Kası görerek enjeksiyonu yapmak tedavi başarısını artırır. Uygun dozlarda ve uygun teknikle yapıldığında belirgin bir yan etki görülmeyen ve güvenilir bir tedavi yöntemi olan botoksun etkinliği uygulama sonrası ilk haftada başlamakta, yaklaşık olarak 3. haftada en yüksek etkinlik düzeyine ulaşmaktadır. Uygulama yapıldıktan sonra hasta normal yaşantısına devam edebilmektedir. Hastaların yaşam kalitesini arttırmak için uygulayabileceğimiz bu tedavi yöntemi maalesef halen hastalara yeterince uygulanmamakta ve bu konuda farkındalık geç oluşmaktadır. Bu nedenle botoks tedavisi uygun hastalarda mutlaka denenmelidir. Böylece hastada deformite oluşmadan uygulanan bu tedavi ile el ve ayaklardaki kasılmalar azalabilmekte, yürüme düzelebilmektedir.” ifadelerine yer verdi.
Tedavide uygulanan dozların hastanın yaşına, kasın büyüklüğüne ve spastisite derecesine göre belirlediklerini dile getiren Doç. Dr. Sultanoğlu, hatalı enjeksiyon tekniği, hatalı kas seçimi, eksik ilaç dozunun kullanımı, kalıcı şekil bozuklukları oluştuktan sonra yapılan uygulamalarda tedavinin başarısız olabildiğine dikkat çekti.
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Spastise Tedavisi Yapılıyor mu?
Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzman hekiminin en önemli tedavi hedefinin hastanın günlük yaşam aktivitelerinin daha rahat yapması, yaşam kalitesinin ve fonksiyonelliğinin sağlanması olduğunun altını çizen Doç. Dr. Tuba Erdem Sultanoğlu, “Bu nedenle spastisite tedavisinde botoks uygulaması yan etki açısından güvenli, hastaların ağrısını azaltan, fonksiyonelliği ve yaşam kalitesini arttıran, uzun süreli etkinlik sağlayabilen akılcı bir yöntemdir. Üniversitemiz Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniği bünyesindeki EMG Ünitesi’nde, spastisite tedavisinde botoks uygulamaları yapılmaktadır. “şeklinde açıklamasını tamamladı.
Hemofilide tanı ve tedavide gecikme, ciddi kanamalara neden olabilir
Hemofili hastalığı ile ilgili uyarılarda bulunan Çocuk Hematoloji ve Onkolojisi Uzmanı Dr. Mustafa Bilici, “Hemofili hastalığı genetik geçişli bir kanama hastalığıdır. Ağır hemofili hastalarında yenidoğan döneminden itibaren uzamış kanamalar (göbek, sünnet sonrası, kan alma yerlerinde) görülebileceği gibi, hafif hastalarda travma ya da cerrahi işlemlerden sonra kanamalar görülebilir. Kan testleri ve hastanın öyküsü ile tanı konularak hızlıca tedaviye başlanmalıdır. Tanı konulmasında gecikme olursa ya da tanılı hastanın tedavisi gecikirse ciddi kanamalar gelişebilmektedir.” dedi.
Uzm. Dr. Mustafa Bilici, 17 Nisan Dünya Hemofili Günü dolayısıyla bilgilendirmede bulundu.
“Kızlar taşıyıcı, erkekler hasta olurlar”
Hemofilinin hayat boyu süren, genetik geçiş gösteren, kronik bir kanama hastalığı olduğunu belirten Uzm. Dr. Bilici, “Vücudumuzda herhangi bir nedenle kanama geliştiğinde, damar duvarında hasar gelişir, kan pulcukları dediğimiz trombosit hücreleri bu hasarlı alanlara gelir ve küme oluştururlar, bu sırada kanama alanındaki damarlar büzüşür. Kanamanın bu ilk kontrolü sağlandıktan sonra “pıhtılaşma faktörleri” kanama bölgesinde yoğunlaşır ve kanama kontrol altına alınır. Hemofili hastalığı, pıhtılaşma faktörlerinin doğuştan eksikliği sonucu oluşur. Faktör 8 eksikliğinde Hemofili A; Faktör 9 eksikliğinde Hemofili B hastalığı görülür” ifadelerini kullandı.
Başka birçok faktör eksikliklerinin de görülebildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Bilici, “Kalıtım modeli nedeni ile anneler ve kız çocuklar taşıyıcı, erkek çocuklar hasta olurlar. Çok nadirde olsa kız çocukları da gelişen mutasyonlar sonucunda hasta olabilirler” şeklinde konuştu.
“Kan testi yaptırılmalı”
Hemofilinin önemli bir hastalık olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Bilici, “Hemofili hastalığı; kullanılan ilaçların pahalı olması, kanamalar geliştikten sonra tedavisinin zorluğu, multidisipliner yaklaşım gerektirmesi (ortopedi, fizik tedavi, radyoloji, tecrübeli hemşire ve fizyoterapist, psikolojik destek) ve hastalığın ömür boyu sürmesi nedenleriyle önemli bir hastalıktır. Kanama öyküsünden şüphelenilen vakalarda kan testi yapılarak faktör düzeyleri ölçülür. Faktör 8/9 düzeyi: yüzde 5-yüzde 40 arasındaki olgular hafif hemofili, yüzde 1-yüzde 5 arasındaki olgular orta hemofili, yüzde 1’den küçük olgular ise ağır hemofili olarak sınıflanırlar. Hafif hemofili hastalarında, kendiliğinden kanama nadiren görülür, çoğunlukla cerrahi işlemlerden sonra ya da ağır bir travma sonrasında kanama görülerek tanı almaktadır. Orta ve ağır hemofilide ise bebeklik döneminden itibaren kanamalar görülebilir. Göbek kanaması, aşı yerlerinde kas içi şişlik gelişmesi, kan alınan yerlerde morluklar gelişmesi, sünnet sonrasında kanamalar görülebilir” ifadelerini kullandı.
“Tanı geç koyulursa ciddi kanamalar gelişebilir”
Tanı sürecinden bahseden Uzm. Dr. Bilici, “Uzamış göbek kanamaları, aşı yerlerinde kas içi kanamalar, kan alınan yerlerde morluklar, sünnet sonrasında kanamalar görülebilir. Bebeklerde emekleme döneminde eklem yerlerinde şişlik, diş çıkarırken diş eti kanamaları ve travmalar sonrasında herhangi bir yerde (kafa içi, karın içi, dışkı, idrar yolları vb.) kanamalar ile başvurular olabilmektedir. Özellikle ağır hemofili hastalarında, tanı konulmasında gecikme olursa ya da tanılı hastanın tedavisi gecikirse ciddi kanamalar gelişebilir. Çocukluk çağında ve yetişkinlikte daha çok ayak bileği, diz, dirsek gibi eklemlerde kanamalar ve ortopedik sakatlıklar gelişebilmektedir. Bu hastalarda bir eklemde hasar geliştikten sonra, aynı eklemde tekrarlayan kanamalar gelişme riski yüksektir, bu eklemlere hedef eklem adı verilir” dedi.
“Tedavide öncelik kanamanın gelişmesini önlemektir”
Tedavi yollarına değinen Uzm. Dr. Bilici, şu bilgileri paylaştı:
“Tedavide amaç, öncelikle kanama gelişmesini önlemek, kanama geliştiğinde en kısa zamanda faktör tedavileri uygulayarak kanamayı kontrol altına almak, eklem hasarları/sakatlıkları varlığında ortopedik cerrahi girişimler ile eklem sağlığını tekrar kazanmak, uygun fizik tedavi ile eklemi korumak ve ilgili kasların güçlenmesini sağlamaktır. Kanama gelişmesini önlemek için haftada 2-3 kez koruyucu faktör tedavileri (profilaksi) uygulanmaktadır. Özellikle ağır spor aktivitelerin faktör profilaksisi sonrasında yapılmasını öneririz. Hastada bir kanama geliştiğinde, tedavi uygulanmasında geç kalınırsa; kanama daha zor kontrol altına alınacak ve daha çok faktör ilaçları kullanılacaktır. Faktör ilaçları SGK kapsamında ödenmektedir ancak daha çok kanama daha çok maliyet demektir. Hasta sağlığı ile birlikte ülkemiz ekonomisini de düşünerek kanamalar kontrol altında tutulmalıdır. Hastalığın kür olmasını sağlayan gen tedavisi (bazı seçilmiş hastalarda uygulanabilmektedir) ve cilt altı haftada 1 kez uygulanan faktör tedavisi ise henüz ülkemiz SGK kapsamında ödemesi yoktur. Mevcut tedavileri en iyi şekilde uygulamak için hasta ve ailelerin eğitimi büyük önem arz etmektedir.”
Hindiba Nedir? Hindiba Kahvesinin Faydaları Nelerdir?
Uzman Diyetisyen Elif Bilgin Baş Hindiba Kahvesinin Faydaları hakkında bilgiler verdi.
Hindiba, genellikle yenilebilir yaprakları ve kökleri için yetiştirilen bir bitkidir. Karahindiba ailesine aittir ve her biri kendi mutfak kullanımlarına sahip birkaç hindiba çeşidi vardır. En yaygın iki hindiba türü şunlardır:
Yaprak Hindiba: Bu tür öncelikle salatalarda sıklıkla kullanılan yaprakları için yetiştirilir. Yaprak hindiba çeşitleri şunları içerir:
Kıvırcık Hindiba (Frisee): Bu çeşit, hafif acı bir tada sahip ince kesilmiş, kıvırcık yapraklara sahiptir. Genellikle salatalarda ve garnitür olarak kullanılır.
Escarole: Escarole, diğer hindiba türlerine kıyasla daha hafif bir acılığa sahip daha geniş, daha düz yapraklara sahiptir. Genellikle salatalarda, çorbalarda ve sote yemeklerde kullanılır.
Kök Hindiba: Bu tür öncelikle kavrulabilen, öğütülebilen ve kahve ikamesi veya kahve katkısı olarak kullanılabilen büyük kazık kökü için yetiştirilir. En ünlü kök hindiba ürünü genellikle “hindiba kahvesi” veya “hindiba kökü kahvesi” olarak adlandırılır. Kavrulmuş, hafif cevizli bir tada sahiptir ve bazen kahveye kafeinsiz bir alternatif olarak kullanılır.
-Faydaları Nelerdir?
Hindiba, ölçülü kullanıldığında yemeklere derinlik ve karmaşıklık katabilen hafif acı tadıyla bilinir. Çeşitli Akdeniz ve Avrupa mutfaklarında popüler bir malzemedir ve acı yeşillikleri genellikle salatalarda ve pişmiş yemeklerde tatları dengelemek için kullanılır. Ayrıca, hindiba kökü potansiyel sağlık yararları ve özellikle kahve kıtlığı sırasında veya kafeinsiz bir alternatif olarak kahve ikamesi olarak yüzyıllardır kullanılmaktadır.
Hindiba kahvesi doğal olarak kafein içermez. Bu, kafeine karşı hassas olan veya kafein alımını azaltmaya çalışan bireyler için avantajlı olabilir. Ayrıca akşamları uykuyu bozmadan tüketmek için de uygundur. Hindiba kökü, sindirim sağlığını destekleyebilen bir tür çözünür lif olan inülin içerir. İnülin, yararlı bağırsak bakterileri için besin sağlayan bir prebiyotik görevi görür. Bu, sağlıklı bir bağırsak mikrobiyomunu teşvik edebilir ve sindirime yardımcı olabilir. Bazı çalışmalar, hindiba kökünde bulunan inülinin kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olabileceğini düşündürmektedir. Bağırsaklardaki glikoz emilimini yavaşlatarak, diyabetli veya bu durumu geliştirme riski olan bireylere potansiyel olarak fayda sağlayabilir. Hindiba kökü geleneksel olarak karaciğer sağlığını desteklemek için kullanılmaktadır. Sindirime yardımcı olan ve karaciğerin toksinleri işlemesine yardımcı olan safra üretimini uyardığına inanılmaktadır. Hindiba kökü, vücuttaki oksidatif stresle mücadeleye yardımcı olabilecek antioksidanlar içerir. Antioksidanlar, kronik hastalık riskini ve yaşlanma ile ilgili sorunları azaltabileceğinden genel sağlık için önemlidir. Lif içeriği nedeniyle hindiba kökü, tokluk hissini teşvik ederek ve genel kalori alımını azaltarak kilo yönetimine yardımcı olabilir. Hindiba kahvesi, tatlandırıcı veya krema eklenmeden tüketildiğinde tipik olarak normal kahveden daha düşük kalorilidir. Bu da onu kalori tüketimini azaltmak isteyenler için uygun bir seçenek haline getirir.
Hindiba kahvesi bu potansiyel faydaları sunarken, bireysel tepkilerin değişebileceğini unutmamak önemlidir. Ayrıca, bazı insanlar geleneksel kahveden farklı olan hafif acı tadından hoşlanmayabilir. Hindiba kahvesi tek başına tüketilebilir veya benzersiz bir lezzet profili oluşturmak için normal kahve ile karıştırılabilir.
Dellaloğlu: Kültür, toplumun inşasının en önemli aracıdır
KKTC- Yakın Doğu Üniversitesi’nde doktoralarını tamamlayan araştırmacılara yönelik başlattığı “Post-Doc Seminerleri” serisinin ilk ikisinde “Kültür ve Medeniyet” ile “Rönesans ve Matbaa” konuları ele alındı. Sosyolog ve yazar Prof. Dr. Besim Dellaloğlu’nun vereceği 16 seminerden oluşan seride, araştırmacılara farklı bakış açıları kazandırma hedefiyle yıl boyunca pek çok konu ele alınacak. Seminer dizisi kapsamında, Sosyolog yazar Prof. Dr. Besim Dellaloğlu, “Poetik ve Politik-Bir Kültürel Çalışmalar Ansiklopedisi” isimli kitabında yer verdiği 30 kavramı, katılımcılarla birlikte irdelemeye devam edecek.
Prof. Dr. Besim Dellaloğlu, gelecek hafta vereceği seminerlerde ise, 25 Nisan Perşembe günü “Klasik ve Kanon”; 26 Nisan Cuma günü ise “Akademi, Medrese ve Üniversite” konularını masaya yatıracak. Yakın Doğu Üniversitesi DESAM Araştırma Enstitüsü’nün düzenlediği ve Yakın Doğu Üniversitesi’nin resmi YouTube kanalından canlı olarak da yayınlanan seminerlerin moderatörlüğünü ise Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Yakın Doğu Üniversitesi DESAM Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Sayan üstleniyor.
Kültür, toplumun inşasının en önemli aracıdır!
“Kültür ve Medeniyet” başlıklı ilk seminerinde her iki kavramı da öncelikle etimolojik olarak değerlendiren Prof. Dr. Besim Dellaloğlu; 1700’lerin başında İngilizce ve Fransızca’da ortaya çıkan “kültür” kavramının, tarım (kültivasyon), yerleşik (koloni) ve tapınmak (kült) kelimelerinden türetildiğini ifade etti. Prof. Dr. Dellaloğlu, “Kültür kavramı, toprağı işlemek gibi insanı işlemek, yüksek kaliteli insan yetiştirmek ve kişinin kendi öz inşası anlamlarına geliyor” dedi. Türkçe’de ise kültür kavramının ilk kez Ziya Gökalp ile birlikte yine aynı etimolojik kökle, toprağı işlemek anlamına gelen “hars” kelimesiyle kullanıldığını belirtti. Toplum inşasının en önemli faktörlerinden birinin kültür olduğunu belirten Prof. Dr. Dellaloğlu, kültürün toplumun yapılanmasında önemli bir rol oynadığını ve kültürlenmenin, bireylerin davranışlarını ve toplumsal yapıyı şekillendirmede önemli bir araç olduğunu vurguladı.
Medeniyet ve kültür arasındaki ilişkiye değinen Prof. Dr. Dellaloğlu, “Kültürden medeniyete geçerken üç kavramı unutmamalıyız” dedi. Bunlardan birincisi bireylerin seçme şansının olmadığı dil, din, gelenek, töre gibi kavramları içeren “antropolojik kültür”. İkincisi, Rönesanstan itibaren tüm dünyaya yayılan toplumun, bireyin kültürel anlamdaki beslenme kaynaklarını ifade eden “müfredat”. Üçüncüsü ise 19’uncu yüzyılda ortaya çıkan zorunlu eğitim anlamına gelen “maarif” kavramı. Prof. Dr. Dellaloğlu, modern medeniyet kavramının ise coğrafi keşiflerle birlikte hümanizmi başlattığını ve evrensellik projesi çerçevesinde küreselleştiğini ifade etti.
Matbaanın icadıyla işitsel üstünlükten görsel üstünlüğe geçiş yapıldı
İkinci seminerinde “Rönesans ve Matbaa” konusunu ele alan Sosyolog yazar Prof. Dr. Besim Dellaloğlu, Rönesans dönemi ile matbaanın ilişkisini ve bu dönemdeki önemli dönüşümleri paylaştı. 14’üncü ve 17’inci yüzyıllar arasında yaşanan bir hareket olan Rönesansın, Avrupa tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edildiğini belirten Prof. Dr. Besim Dellaloğlu, bu dönemdeki en önemli icatlardan birinin matbaa olduğunu söyledi. Matbaanın kitap üretim sürecini hızlandırarak bilginin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağladığını kaydeden Prof. Dr. Besim Dellaloğlu, bu durumun Rönesans’ın entelektüel ve kültürel canlanmasını desteklediğini belirtti. Matbaanın icadı, tarihsel süreçte günümüze gelişi, kağıdın ve yazının icadı gibi konuları ele alan Prof. Dr. Besim Dellaloğlu, “Matbaanın icadı oldukça yavaş yayıldı. Matbaaların sayısı çok yavaş arttı. 40 yılda sadece 250 şehirde matbaa açıldı. Ortaya çıktığı ilk zamanlarda matbaa çok karlı ve riskli bir meslekti. Matbaanın ortaya çıktığı ilk dönemde İncil, akabinde çeşitli dini kitapların basımı ile yaygınlaştı. Matbaanın icadıyla işitsel üstünlükten görsel üstünlüğe geçiş yapıldı” dedi.
Tatar: Vakıflar İdaresinin, ekonomik çarkların dönmesi için yaptıklarını kimse küçümseyemez
KKTC- Kıbrıs Vakıflarının kuruluşunun 453’üncü ve İngiliz Sömürge İdaresi tarafından Kıbrıs Türk halkına devrinin 68’inci yıldönümü nedeniyle Kıbrıs Vakıflar İdaresi Genel Merkez Binasında tören düzenlendi.
Törende ayrıca Kıbrıs Vakıflar İdaresi ve Milli Eğitim Bakanlığı iş birliğinde, Tangül Ünal Çağıner Vakfı ana sponsorluğundaki “Vakıf ve Yardımlaşma” konulu 1.Ortaokullar Arası Kompozisyon Yarışması Ödül Töreni de gerçekleştirildi.
Cumhurbaşkanı Ersin Tatar törende yaptığı konuşmada, II.Selim döneminde 1 Ağustos 1571’de, Kıbrıs’ın fethinin tamamlanmasıyla ilk icraat olarak Kıbrıs Vakıflar İdaresinin kurulduğunu ifade etti.
“Bizleri bu topraklarda kökleşerek, var etmek için orada Sultan Selim Han’ın mührü vuruldu” diyen Cumhurbaşkanı Tatar, ilk vakfı da Sultan Selim Han’ın kurduğunu söyledi. Vakıflar İdaresinin, Kıbrıs Türk halkının malını, mülkünü ve tasarruflarını hayırlı bir şekilde geleceğe taşınmasını sağladığını ifade eden Cumhurbaşkanı Tatar, şunları kaydetti:
“Kıbrıs’ta bizlerin siyasi duruşunu, siyasi haklarını sorgulayanlara en büyük cevap budur. Biz bu ülkede 500 senelik geçmişimizle, burada yaptıklarımızla, çabalarımızla, çalışmalarımızla, birikimlerimizle, oluşturduğumuz değerlerle ve bunların vakfedilmesiyle, geleceğe taşınması için yapılan düzenlemelerle bugünlere kadar gelmenin mutluluğu içerisindeyiz.”
Vakıflar İdaresinin, ekonomik çarkların dönmesi için yaptıklarını kimsenin küçümseyemeyeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Tatar, Vakıflar İdaresi yöneticilerinin, vakfedilen malların hayırlı işlerde, gelirlerinin doğru şekilde kullanılması için büyük bir sorumluluk taşıdığını belirtti.
“Bizim idarecilerimizden temennimiz doğruları yapmalıdır. Doğru kirayı almaları ve o kiraları hayır işlerinde değerlendirmeleri…” diyen Cumhurbaşkanı Tatar, bunun zamanında uğraşan, çabalayan, kendisine ve ailesine harcamayarak, mallarını vakfedenlerin temennisi, dileği ve vasiyeti olduğunu kaydetti.
Güney Kıbrıs’taki vakıf mallarının takasının söz konusu olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Tatar, artık Kıbrıs’ta iki ayrı halk, iki ayrı devlet olduğunu, bir anlaşma olacaksa egemenlik temelinde olacağını ve mal-mülk mübadelesinin de ona göre düzenleneceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Tatar, Güney Kıbrıs’taki malların karşılığında, burada alınan malların aynı zihniyetle- değerlendirilmesi ve kullanılması gerektiğini ifade etti.
Kıbrıs Vakıflar İdaresinin ihtiyaçlı insanların yanında olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Tatar, Vakıflar İdaresinin arkasında KKTC devleti olduğunu kaydetti.
Ülkeye ve vakfa hizmet veren kişileri selamlayan Cumhurbaşkanı Tatar, çalışmaların devam etmesini temenni etti. Tatar, genç kuşakların bu topraklarda kökleşmesi için bu çalışmaların çok önemli olduğunu belirtti.
Kıbrıs Türk halkının varoluş ve özgürlük mücadelesi lideri Dr. Fazıl Küçük’ü de anan Cumhurbaşkanı Tatar, Küçük’ün, İngiliz Sömürge Yönetimindeki mücadelesiyle, 68 yıl önce Kıbrıs Vakıflar İdaresinin Kıbrıs Türk halkına devredildiğini söyleyerek, bunun milli mücadeleyi ateşleyen, ışık tutan önemli bir başarı olduğunun altını çizdi.
Cumhurbaşkanı Tatar, Dr. Fazıl Küçük, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş ve dava arkadaşlarını rahmetle andı.
Tatar, Kıbrıs Vakıflar İdaresinin eski Genel Müdürü İbrahim Benter’e de hizmetlerinden dolayı teşekkür etti.
